Alkollü Sürücüye Rücuda Münhasırlık Şartı Korundu, İspat Yükü Yer Değiştirdi – Yargıtay 11. HD 23.06.2025 Tarihli Uyuşmazlık Giderici Kararının Değerlendirmesi
Lawantra
19.08.2026
Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) kapsamında alkollü sürücüye rücu hakkı, sigorta hukukunun en çok tartışılan ve dava üreten konularından biridir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23 Haziran 2025 tarihli ve 2025/2402 Esas, 2025/4431 Karar sayılı uyuşmazlığın giderilmesi kararı, bu alanda uzun süredir devam eden içtihat farklılıklarını büyük ölçüde sona erdirmiştir.
Kararın Özeti ve Hukuki Temeli
Daire, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren ZMSS Genel Şartları’nın B.4.c bendine rağmen, rücu hakkının doğması için kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelmiş olması şartını korumuştur. Bu tespit, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48. maddesinin cezai ve idari nitelikte olduğunu, sorumluluk hukukunda ise illiyet bağının aranması gerektiğini vurgulamıştır.
Kararın en önemli gerekçesi, normlar hiyerarşisidir. Anayasa ve Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan illiyet bağı ilkesi, kanunla değiştirilmedikçe ikincil düzenleme olan Genel Şartlar ile bertaraf edilemez. Bu yaklaşım, Hukuk Genel Kurulu’nun önceki kararlarıyla (11.05.2011 tarihli 2011/182 E. 2011/294 K.; 28.12.2022 tarihli 2021/203 E. 2022/1940 K.) uyumludur.
İspat Yükünün Yer Değiştirmesi – Kararın Tartışmalı Yönü
Kararın dokuzuncu paragrafı, uygulamada en çok dikkat çeken kısımdır. Daire, alkol miktarına göre ispat yükünü farklılaştırmıştır:
- Sürücünün alkol miktarı 1 promilin altında ise ispat yükü sigortacıda kalır.
- 1 promilin üzerinde ise sigortacı alkollü olduğunu ispat etmekle yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır ve alkolün kazaya etkisinin bulunmadığını ispat külfeti sigortalıya geçer.
Bu ayrım, Türk Ticaret Kanunu’nun 1409/2 ve 1485. maddeleriyle ortaya çıkan genel kurala (teminat dışılık iddiasının ispat yükü sigortacıdadır) aykırı görünmektedir. Karar, “riziko” ile “kazaya sebep olan olgu” arasında ayrım yaparak bu hükmün uygulanma alanını daraltmıştır.
Ayrıca Karayolları Trafik Yönetmeliği m. 97’de farklı araç türleri için farklı promil sınırları (0,50 ve 0,20) öngörülmüşken, kararın 1 promili (TCK m. 179/3 ile uyumlu ceza eşiği) esas alması, uygulamada üçlü bir kademelenme yaratmaktadır. Bu belirsizliğin ilerleyen dönemde yeni uyuşmazlıklara yol açması muhtemeldir.
Muhalefet Şerhi ve Caydırıcılık Tartışması
Karara eklenen muhalefet şerhi, münhasırlık şartının fiilen ispat edilemez hale geldiğini, bu durumun trafik güvenliğini olumsuz etkilediğini savunmaktadır. Ancak çoğunluk görüşü, caydırıcılığın ceza ve idari hukuk tarafından sağlanması gerektiğini, sigorta ilişkisinde rücunun cezalandırma aracı değil, tazminatın gerçek sorumluya aktarılması mekanizması olduğunu vurgulamıştır.
Avukatlar İçin Pratik Sonuçlar ve Strateji Önerileri
Bu kararın sigortalı vekilleri açısından en önemli sonucu, 1 promilin üzerindeki alkollü sürücü dosyalarında pasif savunma (“sigortacı illiyet bağını ispat edemedi”) stratejisinin yetersiz kalmasıdır. Artık aktif delil toplama zorunluluğu doğmuştur.
Avukatların öncelikle toplaması gereken deliller şunlardır:
- Kaza tespit tutanağı ve krokideki kusur unsurları
- Yol, hava, aydınlatma ve görüş mesafesi verileri
- Kamuflaj, tanık beyanları ve olay yeri görüntüleri
- Ceza dosyasındaki kusur ve trafik bilirkişi raporları
- Nöroloji ve trafik uzmanlarından oluşan heyet raporu (alkolün kazadaki etkisinin somut dinamik açısından değerlendirilmesi)
Park halindeki araca çarpma gibi başka hiçbir etkenin bulunmadığı tipik olaylarda ispat yükü yer değiştirmesi sonucu değiştirmeyecektir. Ancak karşı kusur, yol kusuru veya görüş mesafesi düşüklüğü içeren sınır olaylarda kararın sonucu belirleyici olacaktır.
Sonuç ve Gelecek Perspektifi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin kararı, sorumluluk hukukunun temel ilkelerine sahip çıkması ve Genel Şartlar’ın kanun üstü olamayacağını net şekilde ortaya koyması bakımından isabetlidir. Normlar hiyerarşisine ilişkin gerekçesi, sigorta hukukunda kalıcı bir referans niteliği taşımaktadır.
Ancak ispat yükünü 1 promil eşiğine bağlayarak sigortalı aleyhine yarattığı kayma, TTK m. 1409 ile HGK’nın güncel içtihatlarıyla (2022/1143 K. ve 2022/1940 K.) gerilim yaratmaktadır. Bu yönün ilk fırsatta Hukuk Genel Kurulu tarafından yeniden değerlendirilmesi, sigorta hukukunda istikrar ve öngörülebilirlik açısından önem arz etmektedir.
Karar, avukatlara hem münhasırlık şartının korunması hem de ispat rejimindeki değişim konusunda titiz bir dosya yönetimi zorunluluğu getirmektedir. Özellikle yüksek promilli alkollü sürücü dosyalarında delillerin baştan itibaren profesyonelce toplanması, dava sonucunu doğrudan etkileyecektir.
(Word count: 856)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Sağlık Sigortalarında "Poliçe Öncesi Hastalık" Savunmasının Sınırları: Organ Bazlı Eşleştirme, İlliyet Bağı ve İspat Yükü
Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararı ışığında incelenen makale, sağlık sigortalarında poliçe öncesi hastalık savunmasının ancak somut illiyet bağı ispatı ile mümkün olabileceğini, organ bazlı eşleştirmenin hukuki dayanağının bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/103 E., 2021/1352 K. sayılı Kararı: Gelir Koruma Sigortasında Beyan Yükümlülüğü ve İlliyet Bağı
Hukuk Genel Kurulu, işverenin iflas erteleme sürecinde Gelir Koruma Sigortası yaptıran çalışanın beyan yükümlülüğünü kasten ihlal ettiği ve riziko ile illiyet bağı bulunduğu gerekçesiyle tazminat talebinin reddine hükmeden Özel Daire bozma kararına uyulması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuştur.