Akran Zorbalığı Mağduru Çocukların Ceza Adalet Sistemindeki Görünmezliği ve Yeni Bir Suç Tipi Önerisi
Lawantra
20.07.2026
Ceza adalet sistemimizde mağdur çocuk haklarının, özellikle akran zorbalığına maruz kalan çocukların hukuki konumunun yeterince görünür kılınmadığı bir gerçeklik söz konusudur. “Zehirli ağacın meyvesi zehirlidir” veya “masum bir kişinin cezalandırılmasındansa yüz suçlunun beraat etmesi evladır” gibi söylemlerle sanık hakları ön plana çıkarılırken, mağdur çocuk vekilliği yapan avukatların karşılaştığı usul engelleri ve sistematik yetersizlikler, adalet duygusunu zedelemektedir.
Uygulamada, iddianamenin iadesini talep eden mağdur çocuk vekilinin bu talebinin “ek savunma sanığa aittir” gerekçesiyle reddedildiği, CMK m. 226 kapsamında daha ağır suç tipinin uygulanması talebinin hakim tarafından “avukatın ek savunma talep etme hakkı yoktur” şeklinde yanıtlandığı vakalarla karşılaşılmaktadır. Oysa CMK m. 160/2, savcının şüphelinin lehine ve aleyhine delilleri toplamakla yükümlü olduğunu düzenlemektedir. Mağdur çocuk, bu yükümlülükten dolaylı olarak yararlanmaktadır. Ancak sistem, mağdur çocuk lehine delil toplanmasını “az’a kanaat etmek” olarak algılamaktadır.
Meslek hayatının büyük bölümünde mağdur çocuk vekilliği yapan bir avukat olarak, çocuk hakiminin mağdur çocuğu duruşmada dinlemesinden, akranları tarafından anal yoldan şişe sokulmaya çalışılan çocuğa “şaka kastı” gerekçesiyle beraat verilmesine kadar pek çok örnekle karşılaşılmıştır. Akran zorbalığı mağduru çocuklar, Çocuk Hakları Merkezleri ve Komisyonlarının “her ikisi de çocuk, kimin vekilliğini yapacağız?” tereddüdü nedeniyle gri alanda bırakılmaktadır. Halbuki bu alan gri değil, siyah-beyazdır.
Kamuda, Maraş, Diyarbakır ve Urfa’da yaşanan olaylarda silahla akranını veya öğretmenini öldüren çocukların ailelerinin de ceza alması yönünde güçlü bir tepki oluşmaktadır. Cezaların şahsiliği ilkesi nedeniyle aileler kasten öldürme suçundan sorumlu tutulamaz. Ancak TCK’yı fiile göre esnetme, “yap bi’ şeyler” mantığıyla kanunu uydurma eğilimi, sistemin yapısal sorununu ortaya koymaktadır.
Çocuk Koruma Kanunu (ÇKK), ağırlıklı olarak yetişkine karşı işlenen fiillerle düzenlenmiştir. TCK m. 31 ve m. 103, yetişkin fail-mağdur çocuk ikilisini merkeze almıştır. Akran zorbalığına uğrayan çocuk ise “yetişkin fail-mağdur çocuk” ile “suça sürüklenen çocuk-yetişkin mağdur” ikilemi arasında sıkışmaktadır. Çocuk Hakları Sözleşmesi ve AİHS’de güvence altına alınan çocuğun yargılamaya katılım hakkı, yetişkin tarafından mağdur edilen çocuk açısından yorumlanmakta, akran mağduriyeti ise yeterince ele alınmamaktadır.
ÇKK m. 5, m. 7/2 ve m. 35 kapsamında olay özgü sosyal inceleme raporu talep etme yetkisi, mağdur çocuk vekilleri için önemli bir araçtır. Talep reddedilirse hakim gerekçesini yazmak zorundadır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması (TCK m. 1 ve m. 3), çocuğun yargılamaya katılım hakkı ve ceza tatmini kavramı, akran zorbalığı bağlamında yeniden tartışılmalıdır.
Çoklu akran zorbalığı dosyalarında, 12 yaşını doldurup doldurmadığının doğum raporuyla araştırıldığı, bir çocuk için saat hesabı yapılarak takipsizlik verildiği (güvenlik tedbiri olmaksızın), diğer çocuklar için ise tehdit, hakaret, yaralama ve bilişim suçlarından yargılama yapıldığı görülmektedir. Bu, TCK’yı kılıfına uydurma çabasıdır. Çocuklar arası ceza hukuku literatürü geliştirilmeli, TCK’ya “akran zorbalığı” başlıklı yeni bir madde (örneğin m. 103/A veya m. 96/A) eklenmelidir.
Yeni suç tipi, akran zorbalığının sistematik, tekrarlayan ve psikolojik-fiziksel boyutlarını içermeli; mağdur çocuğun ceza adaleti algısını ve tatminini merkeze almalıdır. Güvenlik tedbiri uygulanmadan KYOK verilmesi veya sabıka kaydına üç ayrı suçun işlenmesi, mağdur çocuğun esenliğini zedelemektedir.
Sonuç olarak, akran zorbalığı mağduru çocuğun sesi duyulmalıdır. “Sesimi duyan var mı?” sorusu, sistemin mağdur çocukları ne kadar görünmez kıldığını özetlemektedir. Bayburt Barosu Çocuk Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan ve Meclis’e sunulan TCK m. 103/A önerisi, bu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Avukatlar, bu alanda tarafsız kalmamalı, her iki çocuğun da esenliğini gözeten, ancak mağdur çocuğun adalet algısını ön plana çıkaran bir yaklaşım benimsemelidir. Çocuklar arası ceza hukuku kavramı, akademik ve yasal tartışmaların odağı haline getirilmelidir. (Word count: 728)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/4980 E., 2023/7701 E. ve 2023/3218 E. sayılı Boşanma Kararlarının Değerlendirilmesi
Evlilik birliğinin sarsılması, kusur tespiti, nafaka, tazminat ve ölüm halinde davanın akıbeti konularında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin üç önemli kararının hukuki analizi.
Malpraktis Davalarında Sosyal Medya Paylaşımları ve Dijital İletişim: Hekim Sorumluluğunu Etkileyen Yeni Delil Kaynakları
Estetik ve tıbbi müdahalelerde Instagram, WhatsApp ve web sitesi paylaşımlarının malpraktis davalarında delil değeri, aydınlatma yükümlülüğü, sonuç taahhüdü ve kişisel veri koruma boyutlarıyla inceleniyor.