12. Yargı Paketinde Dolandırıcılık ve Nitelikli Dolandırıcılık Suçlarına İlişkin Düzenlemelerin İnfaz ve Kanun Yolu Aşamasındaki Dosyalara Etkisi
Lawantra
20.07.2026
7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılık suçlarında önemli bir yenilik getirmiştir. Kanunun 13. maddesiyle Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesine dördüncü fıkra eklenerek, suçlara iştirakin belirli bir fiille sınırlı kalması halinde cezanın yarı oranında indirilmesi öngörülmüştür. Bu düzenleme, “kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla, kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek” fiiliyle sınırlı iştirak hallerini kapsamaktadır.
Geçici 6. madde, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce TCK m. 157 veya 158 uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklar bakımından önemli bir usul hükmü içermektedir. Buna göre, yeni fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemesi ceza dairelerindeki dosyaları bozma kararı verilerek ilk derece mahkemelerine gönderilecek; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki dosyalar ise usulüne uygun olarak ilk derece mahkemelerine iade edilecektir. Bu düzenleme, kanun yolundaki dosyalar için doğrudan bir bozma nedeni oluşturmakta ve yeniden yargılama imkânı sağlamaktadır.
Geçici 7. madde ise infaz aşamasındaki hükümlülere yönelik bir geçiş hükmü getirmektedir. Buna göre, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce TCK m. 157 veya 158 uyarınca haklarında hüküm verilmiş, dosyası infaz aşamasında olan ve hakkında TCK m. 168 uygulanmamış hükümlülerden, yeni fıkranın uygulanacağı durumda bulunanlar, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilecektir. Bu süre içinde zararın tamamen giderilmesine kadar infazın ertelenmesi veya durdurulmasına karar verilemeyeceği de açıkça düzenlenmiştir. Hüküm, kanun yoluna başvurulmaması nedeniyle kesinleşen hükümler için de geçerlidir.
Bu düzenlemelerin pratikte en önemli etkisi, hesap bilgilerini veya ödeme araçlarını başkasına veren sanıkların hukuki statüsünün ayrıştırılmasıdır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 04.06.2024 tarihli, 2021/16966 E., 2024/7470 K. sayılı kararı gibi bazı içtihatlar bu konuda farklı yorumlara imkân verse de, uygulamada mahkemeler ve istinaf daireleri, hesabını maddi menfaat karşılığında kullandıran kişileri genellikle dolandırıcılığın asli faili olarak kabul etmekteydi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi’nin 26.09.2024 tarih ve 37/5676 sayılı kararı bu hususu net bir şekilde ortaya koymuştur. Kararda, hesabını şifreleriyle birlikte para veya başka bir maddi menfaat karşılığında kiralayan kişinin, kimliği meçhul failin eylemine doğrudan iştirak ettiği ve dolandırıcılık suçunun asli maddi faili olduğu kabul edilerek mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Ancak ilk derece mahkemelerinin çoğunda, birden fazla sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilirken suçun iştirak iradesiyle işlendiği yönünde genel bir gerekçe ile yetinildiği, hesap kullandıran sanıkların savunmalarına yeterince somut bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bu durum, 12. Yargı Paketi sonrası yapılacak uyarlama yargılamalarında kritik önem taşımaktadır. Hesabını kullandırdığını iddia eden sanığın fiili durumunun doğru ve somut delillerle ortaya konulması, cezanın yarı oranında indirilmesi yanında, zararın giderilmesi halinde TCK m. 168’deki etkin pişmanlık hükümlerinden de yararlanma imkânı sağlayacaktır. Bu iki indirimin birleşmesiyle net ceza, uyarlama öncesi cezanın dörtte birine kadar düşebilecektir.
Kanun metninde yer alan “kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla… fiiliyle sınırlı olması” ibaresi, yalnızca hesabın kullandırılmasına dair fiille sınırlı iştiraki kapsamaktadır. Bu nedenle, tek delili hesabına para gelmesi olan, suça ilişkin malın satış ilanı, yazışmalar, kargo teslimi, ATM kamera kayıtları, IP-IMEI eşleştirmeleri, HTS trafiği, tanık beyanları veya BTK log kayıtları gibi delillerde hesabını kullandırmanın ötesinde bir iştirak iradesi bulunmayan sanıkların, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince “hesabını kullandıran” statüsünde değerlendirilmesi gerekmektedir. Aksi yönde bir kabul için, sanığın hesabına para transferi dışında somut iştirak delillerinin varlığı şarttır.
Uygulamada birçok dolandırıcılık soruşturmasında etkin delil toplama yapılmadığı, kamera kayıtlarının silinmesine yol açacak şekilde geç talep edildiği ve yalnızca banka hesabına para gelen sanıklar hakkında iddianame düzenlendiği görülmektedir. Bu tür dosyalarda uyarlama talebi hazırlanırken, sanığın hesabını kullandırdığı yönündeki savunmasının somut delillere dayanıp dayanmadığı ve diğer şüpheliler hakkında soruşturma yapılıp yapılmadığı titizlikle irdelenmelidir. Tek sanıklı dosyalarda ise esas fail veya faillerin varlığına dair delillerin dilekçede açıkça ortaya konulması önem arz etmektedir.
Uyarlama talebinin reddi halinde, güçlü delillerin varlığı durumunda savcılığa ihbar yoluyla esas failin soruşturulması mümkündür. Esas fail hakkında mahkûmiyet kararı, hesap sahibinin iddiasını hukuken destekleyen bir delil niteliği taşıyacaktır. Bu yeni düzenleme, soruşturma aşamasında delillerin hızlı ve etkin toplanmasının önemini de artırmıştır.
Sonuç olarak, 12. Yargı Paketi ile getirilen düzenleme, eylem ile ceza arasındaki orantılılık ilkesini güçlendiren isabetli bir adımdır. Ancak bu iradenin infaz aşamasındaki dosyalara hakkaniyetle yansıması, uyarlama taleplerinin titizlikle hazırlanmasına, maddi gerçeğin somut delillerle mahkemeye sunulmasına ve mahkemelerin “şüpheden sanık yararlanır” ilkesini merkeze almasına bağlıdır. Müdafiler ve yargı mensuplarına düşen temel görev, asıl fail ile yalnızca hesabını kullandıran kişi arasındaki hukuki statü farkını net bir şekilde ortaya koymak ve adaletsiz infazların önüne geçmektir.
Bu çerçevede avukatlar, uyarlama dilekçelerinde delil değerlendirmesini titizlikle yapmalı, Yargıtay ve BAM içtihatlarını güncel olarak takip etmeli ve müvekkillerinin lehine olabilecek her türlü somut delili dosya içine katmalıdır. Düzenleme, özellikle kripto varlık hizmet sağlayıcılarının da dahil edildiği modern suç tiplerinde savunma stratejilerini kökten değiştirecek niteliktedir. (Word count: 912)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023/4980 E., 2023/7701 E. ve 2023/3218 E. sayılı Boşanma Kararlarının Değerlendirilmesi
Evlilik birliğinin sarsılması, kusur tespiti, nafaka, tazminat ve ölüm halinde davanın akıbeti konularında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin üç önemli kararının hukuki analizi.
Akran Zorbalığı Mağduru Çocukların Ceza Adalet Sistemindeki Görünmezliği ve Yeni Bir Suç Tipi Önerisi
Çocuk Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’ndaki mevcut düzenlemelerin akran zorbalığı mağduru çocukları yeterince korumadığını, yeni bir ‘akran zorbalığı’ suç tipine (TCK m. 103/A) ihtiyaç olduğunu savunan hukuki ve pedagojik değerlendirme.