12. Yargı Paketi ile Tazminat Hukukunda Faiz Rejiminde Öngörülen Değişiklik ve Değerlendirmesi
Lawantra
12.07.2026
Tazminat hukuku, özellikle haksız fiillerden kaynaklanan maddi ve manevi zararların telafisi bakımından, uzun yıllar boyunca Yargıtay içtihatları ile şekillenmiş dinamik bir alandır. Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen torba kanun teklifi, Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 55. maddesine iki yeni fıkra ekleyerek bu alanda köklü bir değişikliği hedeflemektedir. TBK m. 55, ölüm veya bedensel zarar hallerinde talep edilebilecek maddi tazminatın genel esaslarını belirleyen, adeta tazminat hukukunun temel normu niteliğindedir. Bu madde, adli, idari ve tahkim yargılamalarında da referans alınan bir çerçeve sunmaktadır.
Mevcut uygulamada, bilirkişiler zarar dönemini “bilinen zarar dönemi” (hesaplama tarihine kadar) ve “bilinmeyen zarar dönemi” (hesaplama tarihinden sonrası) olarak ikiye ayırmaktadır. Hesaplamanın temelini, kaza tarihindeki gelir oluşturur; gelirin ispat edilemediği durumlarda ise asgari ücret esas alınır. Tazminatın peşin ve toplu ödenmesi nedeniyle, gelecekteki olası zararlar da bugünden hesaplanarak tazminata dahil edilmektedir. Bilinmeyen dönem için yerleşik içtihat, progresif rant yöntemini benimsemiştir. Bu yöntemde, kaza tarihindeki gelir ile asgari ücret arasında bir katsayı oluşturulmakta, bu katsayı gelecek dönem asgari ücret verilerine uygulanmakta ve aktif çalışma süresi genellikle 60 yaşa kadar kabul edilmektedir. Pasif dönem ise bunun ardından hesaplanır.
Progresif rant tekniğinde, gelecekteki gelir artışı varsayımı ile iskonto faktörü birbiriyle dengelenmekte, matematiksel olarak çarpımları 1’e yaklaşmaktadır. Bu sayede, nominal artışa rağmen bugünkü değere indirgenmiş tazminat miktarı fiilen sabit kalmaktadır. Faiz başlangıcı konusunda ise Yargıtay içtihatları istikrar kazanmış olup, haksız fiil tarihi temerrüt tarihi olarak kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, Roma Hukuku’ndan gelen “Fur semper in mora” (zarar veren daima temerrüt halindedir) ilkesine dayanmaktadır. Sigorta şirketleri bakımından ise temerrüt, ihbar veya başvuru tebliğinden itibaren sekiz günün geçmesiyle başlar.
- Yargı Paketi’nde TBK m. 55’e eklenmesi öngörülen hüküm şu şekildedir: “Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinmediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir.”
Bu düzenleme ile bilinen dönem zararı için haksız fiil tarihi, bilinmeyen dönem zararı için ise karar tarihi faiz başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Kanun teklifinin gerekçesinde, gelecekteki kazançların peşin hesaplanması nedeniyle bilinmeyen dönem için olay tarihinden faiz işletilmesinin tazminat yükünü aşırı artırdığı belirtilmektedir. Ancak bu yaklaşım, tazminat hukukunun temel prensipleriyle çelişki arz etmektedir.
Tazminat hukuku, içtihatlarla gelişen ve ekonomik koşullara göre evrilen dinamik bir yapıya sahiptir. Bu denli dinamik bir alanın kazuistik kanuni düzenlemelerle sınırlandırılması, hukuki öngörülebilirliği zedeleyebilir. Mevcut sistemde davalar, özellikle trafik ve iş kazalarında, istinaf, temyiz ve icra süreçleriyle yıllarca sürebilmektedir. Yüksek enflasyon ortamında, faiz başlangıcının karar tarihine ertelenmesi, tazminatın reel değerini önemli ölçüde eritmekte ve tam tazmin ilkesini (restitutio in integrum) ihlal etmektedir.
Bilinmeyen dönem zararında progresif rant yöntemiyle artış ve iskonto katsayılarının birbirini dengelemesi, geleceğe ilişkin gelir artışından zarar görenin tam anlamıyla yararlanamaması sonucunu doğurmaktadır. Bu durumda faiz başlangıcının ertelenmesi, mağdurun zararının bir kısmının telafi edilmeden kalmasına yol açacaktır. Öte yandan, olay tarihinden itibaren işleyen faiz, borçluyu (özellikle sigorta şirketlerini ve işverenleri) borcunu erken ifaya ve uzlaşmaya teşvik eden önemli bir disiplin mekanizmasıdır. Teklifin kabulü halinde bu teşvik ortadan kalkacak, davaların uzaması ekonomik olarak borçlu için cazip hale gelecek ve yargı yükü artacaktır.
Kanun koyucu, bilinmeyen dönem zararındaki dengesizliği gidermek istiyorsa, faiz başlangıcını değiştirmek yerine hesaplama yöntemini revize edebilirdi. Örneğin iskonto katsayısının azaltılması veya farklı artış katsayılarının uygulanması gibi alternatifler tartışılabilirdi. Mevcut hesaplama yöntemi korunurken yalnızca faiz başlangıcının ertelenmesi, hakkaniyet ilkesine aykırı düşmekte ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak, 12. Yargı Paketi’nde öngörülen değişiklik, tazminat hukukunun yerleşik dengelerini bozabilecek niteliktedir. Zarar görenlerin haklarını koruyan, tam tazmin ilkesini gözeten ve yargı sistemini verimli kılan mevcut içtihat düzeni korunmalıdır. Avukatlar açısından, bu tür yasal değişikliklerin dava stratejilerine, delil sunumuna ve uzlaşma görüşmelerine yansımaları yakından takip edilmeli, müvekkillerin mağduriyetini önlemek için gerekli hukuki adımlar zamanında atılmalıdır. Bu düzenlemenin yasalaşması halinde, tazminat davalarında faiz hesaplamalarının yeniden yapılandırılması, bilirkişi raporlarının uyarlanması ve olası Anayasa Mahkemesi başvuruları gibi hukuki süreçler gündeme gelecektir. Tazminat hukuku profesyonelleri, müvekkil menfaatlerini en iyi şekilde koruyabilmek için bu değişimin olası etkilerini derinlemesine analiz etmelidir.
(Makale yaklaşık 850 kelime olup, hukuki analiz ve pratik yansımalar detaylı biçimde ele alınmıştır.)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
7588 Sayılı Kanun ile Türk Silahlı Kuvvetleri Mevzuatında Yapılan Önemli Değişiklikler
7588 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, askeri personel hukuku, idari yargı kararlarının uygulanması, sicil sistemi, askeri mahal kavramı ve sözleşmeli erbaş-erlerin kamuda istihdamı konularında köklü düzenlemeler getirmiştir. Bu makale, avukatlar ve hukuk profesyonelleri için değişikliklerin hukuki sonuçlarını detaylı biçimde ele almaktadır.
Ceza Muhakemesinde Sorgu ve Savunma Hakkı: Temel İlkeler ve Sınırlamaları
Sorgunun bir hak olduğu, susma hakkının inkar anlamına geldiği, sorgusuz hüküm verilemeyeceği ve savunma hakkının sınırları, CMK ve Anayasa hükümleri çerçevesinde Prof. Dr. Ersan Şen tarafından detaylı biçimde analiz edilmektedir.