Zor Kullanma Yetkisi Kullanılırken Üçüncü Kişilerin Zarar Görmesi Halinde İdarenin Kusursuz Sorumluluğu – Danıştay Kararı Işığında Değerlendirme
Lawantra
24.06.2026
İdare hukuku ile ceza hukuku arasındaki sorumluluk rejimleri arasındaki fark, özellikle kolluk kuvvetlerinin zor kullanma yetkisini kullandığı olaylarda belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Danıştay 10. Daire’nin 2016/186 E., 2021/7077 K. sayılı kararı, bu ayrımın tipik bir örneğini sunmaktadır. Karara konu olayda, polisin meşru müdafaa kapsamında kullandığı silahtan çıkan merminin olayla hiçbir ilgisi olmayan üçüncü bir kişiyi öldürmesi üzerine idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazminat ödemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Olayın Özeti ve Ceza Yargılaması
Olay, Uşak’ta hurda malzemelerin satışı sırasında polisin çalıntı mal ihbarı üzerine müdahalesiyle başlamıştır. Kaçan şüphelilerden birini kovalayan komiser yardımcısı, havaya uyarı ateşi açmış, bu sırada mahalle sakinlerinin saldırısına uğramıştır. Arbede sırasında komiser yardımcısının silahı ateş almış ve olay yerinde bulunan, herhangi bir saldırıda bulunmayan üçüncü bir şahsın (….) ölümüne neden olmuştur.
Ceza yargılamasında ilk derece mahkemesi sanık komiser yardımcısını bilinçli taksirle adam öldürmekten 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırmıştır. Yargıtay bozma kararı üzerine mahkeme, meşru müdafaa sınırının aşılması suretiyle taksirle adam öldürme suçundan 10 ay hapis cezası vermiş ve bu cezayı adli para cezasına çevirmiştir. Polis disiplin soruşturmasında ise sanığın kusurlu olmadığına karar verilmiştir.
Danıştay’ın İdare Hukuku Değerlendirmesi
Danıştay, idarenin hukuki sorumluluğunu “kamusal faaliyetler sonucunda bireyler ile idare arasında bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulması” olarak tanımlamıştır. İdare, yürüttüğü kamu hizmeti ile nedensellik bağı bulunan zararları tazmin etmekle yükümlüdür. Bu tazmin, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine göre yapılmaktadır.
Kararda öncelikle hizmet kusuru incelenmiştir. Kolluk kuvvetlerinin silah kullanma yetkisi, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu m.16 ve ilgili yönetmeliklerle düzenlenmiştir. Buna göre, “dur” ihtarı, havaya ateş ve meşru müdafaa şartlarının sırayla yerine getirilmesi gerekmektedir. Olayda komiser yardımcısının bu şartlara uyduğu, şüpheliye “dur” ihtarında bulunduğu, havaya ateş ettiği, ardından mahalle sakinlerinin saldırısına uğradığı ve meşru müdafaa durumu oluştuğu tespit edilmiştir.
Danıştay, komiser yardımcısının arbede sırasında silahını ateşlemesinin kazaen gerçekleştiğini ve olayla hiçbir ilgisi olmayan maktulün ölümünde idarenin hizmet kusurunun bulunmadığını kabul etmiştir. Ceza mahkemesinin taksirli sorumluluk hükmü ile idare hukukundaki “hizmet kusuru” kavramının aynı anlama gelmediğini özellikle vurgulamıştır.
Kusursuz Sorumluluk ve Risk İlkesi
Hizmet kusuru bulunmamasına rağmen Danıştay, idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazminat ödemesi gerektiğine hükmetmiştir. Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradığı özel ve olağanüstü zararların tazminini gerektirir. Bu sorumluluk “risk ilkesi” ve “kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi” olmak üzere iki temel başlıkta incelenir.
Risk ilkesi, idarenin hiçbir kusuru olmasa dahi, yürüttüğü tehlikeli faaliyet veya kullandığı tehlikeli araçlar (silah) nedeniyle ortaya çıkan zararı tazmin etmesini gerektirir. Güvenlik ve asayiş hizmeti, bünyesinde risk unsuru barındıran bir faaliyettir. Olayda maktulün saldırıda bulunmaması ve olaya hiçbir dahlinin olmaması, zararın güvenlik hizmeti sırasında ortaya çıkan risk unsuru sonucu meydana geldiğini göstermiştir.
Böylece idari faaliyet ile zarar arasında illiyet bağı kurulmuş ve özel, olağanüstü bir zarar meydana gelmiştir. Danıştay, bu nedenle idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince tazminat ödemesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
Hukuk Profesyonelleri İçin Sonuç ve Değerlendirme
Bu karar, kolluk kuvvetlerinin zor kullanma yetkisi sırasında üçüncü kişilerin zarar görmesi halinde idarenin sorumluluğunun iki ayrı düzlemde incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır:
- Ceza ve disiplin sorumluluğu bakımından meşru müdafaa, taksir ve hizmet kusuru ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
- İdari tazminat sorumluluğu bakımından hizmet kusuru yoksa dahi risk ilkesi gereği kusursuz sorumluluk devreye girebilir.
Avukatlar, idari yargıda açılacak tam yargı davalarında ceza dosyası sonuçlarını doğrudan bağlayıcı görmemeli, idare hukukunun kendi kriterlerini (özel ve olağanüstü zarar, risk unsuru, illiyet bağı) bağımsız şekilde ileri sürmelidir. Özellikle silahlı müdahalelerin yoğun olduğu organize suç, terör ve kaçakçılık soruşturmalarında üçüncü kişi zararları sıkça gündeme gelmektedir.
Karar, aynı zamanda idarenin güvenlik hizmetini yerine getirirken kullandığı silah gibi tehlikeli araçların yarattığı riski kabul ettiğini ve bu riskin bedelini kusursuz sorumluluk yoluyla karşılaması gerektiğini teyit etmektedir. Bu yaklaşım, Anayasa m.125’te düzenlenen idarenin sorumluluğu ilkesinin somut bir uygulamasıdır.
Hukuk profesyonelleri, benzer olaylarda idari yargı dosyalarını hazırlarken risk ilkesi ve kamu külfetleri eşitliği ilkelerini titizlikle kullanmalı, zararların özel ve olağanüstü niteliğini somut olgularla ortaya koymalıdır. Danıştay’ın bu içtihadı, üçüncü kişilerin korunması açısından idareye önemli bir güvence sağlamaktadır.
Okuma Süresi: 11 dakika
Etiketler: İdari Sorumluluk, Kusursuz Sorumluluk, Risk İlkesi, Zor Kullanma Yetkisi, Meşru Müdafaa, Danıştay Kararı, Kolluk Kuvvetleri, Tam Yargı Davası
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
İş Sözleşmesinin Haksız Feshine Karşı İşe İade Davası: Şartları, Usulü ve Sonuçları
İş Kanunu kapsamında belirsiz süreli sözleşmeyle çalışan ve iş güvencesinden yararlanan işçilerin, geçerli sebep olmaksızın işten çıkarılması halinde açabileceği işe iade davasının hukuki çerçevesi, arabuluculuk şartı, yargılama süreci ve olası sonuçları detaylı biçimde ele alınmaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin 2023/1011 Başvuru Numaralı Kararı: FETÖ/PDY İlişkisi Nedeniyle Kamu Görevinden Çıkarma ve Özel Hayata Saygı Hakkı
Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat iddiasıyla kamu görevinden çıkarılan bir emniyet mensubunun bireysel başvurusunu incelemiş; özel hayata saygı hakkı ve masumiyet karinesi iddialarını değerlendirmiştir. Karar, OHAL döneminde alınan tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesi çerçevesinde ölçülülüğünü ele almakta ve kodlama verilerinin delil değeri üzerine önemli tespitler içermektedir.