Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2022/137 E., 2025/571 K. sayılı Kararı: Çocuğun Nitelikli Cinsel İstismarı ve Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi
Lawantra
15.06.2026
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2022/137 E., 2025/571 K. sayılı kararı, çocuğun nitelikli cinsel istismarı (TCK m.103/1-2) ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (TCK m.109) suçlarında delillerin değerlendirilmesi, vicdani kanaat sistemi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi bakımından önemli bir emsal teşkil etmektedir. Olayda, suç tarihinde 14 yaşında olan mağdurenin, 18 yaşındaki sanığın çalıştığı mobilya dükkanının bodrum katında birden fazla kez cinsel istismara uğradığı iddiası söz konusudur.
Yerel Mahkeme (Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi) sanığı 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptırmış, Yargıtay 14. Ceza Dairesi bu hükmü onamış, ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine aynı Daire kararı bozmuştur. Bozma gerekçesi, mağdurenin çelişkili beyanları, Adli Tıp raporunda hymenin işaret parmağı duhulüne müsait olduğunun belirtilmesi, ereksiyon halindeki erkeklik organı için uygunluk bulunmaması, sanığa yazılan aşk mektupları ve takıntılı ruh hali olarak özetlenebilir. Yerel Mahkeme bozmaya direnince dosya Ceza Genel Kurulu'na gelmiştir.
Genel Kurul, Anayasa m.138/1, CMK m.217/1, Anayasa m.38 ve İHAS m.6/2 uyarınca vicdani kanaat esasını benimsemiş, maddi gerçeğe ulaşmanın insan onuruna yaraşır biçimde olması gerektiğini vurgulamıştır. Vicdani kanaatin olay mahkemesine münhasır olduğunu, Yargıtay'ın ise hükmün gerekçesini mantık, tecrübe kuralları ve bilimsel kaidelere uygunluk açısından denetleyebileceğini belirtmiştir. Delil serbestisi ilkeleri (her şeyin delil olabilmesi, kanıt külfetinin sanığa yüklenememesi, hâkimin serbestçe değerlendirmesi) ve in dubio pro reo ilkesi kararın omurgasını oluşturmaktadır.
Somut olayda mağdurenin aşamalarda değişen tutarsız anlatımları, Adli Tıp Kurumu raporlarında cinsel ilişkinin maddi delillerinin bulunmaması, sanığa yazılan aşk mektuplarının varlığı, tanık beyanlarının duyuma dayalı olması ve sanığın istikrarlı savunması bir bütün olarak değerlendirilmiştir. ATK 6. İhtisas Kurulu raporu, ruh sağlığı bozukluğunun istismara bağlı olabileceği gibi erken cinsel deneyim veya psikososyal stres kaynaklı da olabileceğini, tıbben ayrım yapılamayacağını belirtmiştir. Genel Kurul, bu delil durumunun gerekçeli ve muhtemel şüpheyi ortadan kaldırmadığını, bu nedenle şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.
Karar, ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşma amacı ile masumiyet karinesinin dengelenmesi, mağdur beyanlarının tek başına yeterli olup olmadığı, adli tıp raporlarının yorumu ve aşk mektuplarının delil değeri açısından avukatlara ve ceza hukukçularına önemli mesleki kazanımlar sunmaktadır. Özellikle cinsel suçlarda delillerin bütüncül değerlendirilmesi, çelişkili beyanların etkisi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesinin (YCGK 11.6.2013 tarihli 36-294 sayılı kararı referans gösterilerek) somut uygulanışı, savunma stratejileri açısından kritik öneme sahiptir.
Sonuç olarak Genel Kurul, yerel mahkemenin direnme kararını isabetsiz bulmuş ve sanığa isnat edilen suçların sabit olmadığı gerekçesiyle bozma kararı vermiştir. Bu karar, ceza muhakemesinde delillerin serbest değerlendirilmesi ile şüphenin sanık lehine yorumlanması arasındaki hassas dengeyi bir kez daha teyit etmekte, benzer davalarda başvurulacak önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Hukuk Dilinde "Derkenar" Kavramı: Tarihsel, Hukuki ve Mesleki Boyutları
Osmanlı bürokrasisinden günümüz dijital yargı sistemine derkenar kavramının evrimi, hukukçulara sunduğu mesleki dersler ve ayrıntıların önemine dair derinlemesine analiz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025 Yılı Boşanma Kararları: Kusur Tayini, Nafaka ve Tazminat Uygulamaları
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin dört ayrı boşanma davasında kusur belirlemesi, tazminat miktarları, istinaf-temyiz sınırları ve iştirak nafakası hakkaniyeti üzerine verdiği emsal kararların detaylı incelemesi.