Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2025/8443 E. 2025/9371 K. Sayılı Kararı: İhtiyari Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Gabin ve Usul Eksikliği Nedeniyle İptali
Lawantra
01.07.2026
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2025/8443 Esas, 2025/9371 Karar sayılı ilamı, iş hukuku uygulamalarında arabuluculuk kurumunun sınırlarını belirleyen önemli bir emsal teşkil etmektedir. Karar, özellikle fesih bildirimiyle arabuluculuk sürecinin iç içe geçtiği durumlarda işçinin korunması gerekliliğini vurgulamakta ve avukatlara pratik değerlendirme kriterleri sunmaktadır.
Olayın Özeti ve Tarafların İddiaları
Davacı işçi, 21.08.2008 tarihinde davalı işveren nezdinde çalışmaya başladığını, 15.11.2022 tarihinde iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini belirtmiştir. Fesih bildirimi sonrası işçinin borçlu olduğu gerekçesiyle işe devam etmek istediği ancak kesin olarak işine son verildiğinin ifade edildiği, tazminatlarını alabilmesi için bazı evrakları imzalaması gerektiği söylenerek şirketin arabuluculuk işlemlerini yürüten arabulucunun ofisine götürüldüğü ileri sürülmüştür. İşçi, üzüntü ve gelecek kaygısı içinde nereye götürüldüğünü tam olarak idrak edemeden arabuluculuk ofisinde bulduğunu, kendisine “tazminat almak istiyorsan bu evrakı imzala, imzalamazsan tazminat verilmeyecek ve yıllarca sürecek mahkeme sürecine gireceksin” denildiğini, sürecin usulüne uygun yürütülmediğini ve aşırı yararlanma (gabin) nedeniyle arabuluculuk tutanağının iptalini talep etmiştir.
Davalı işveren ise davacının 02.06.2015-15.11.2022 tarihleri arasında çalıştığını, arabuluculuk görüşmesinin 15.11.2022 tarihinde yapıldığını, davacıya yeterli süre tanındığını, taleplerini özgürce ifade ettiğini, arabulucu tarafından açılış konuşması ve hukuki bilgilendirme yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece ve İstinaf Mahkemesi Kararları
Gönen 2. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi, davacının 2008-2022 çalışma döneminde hak edeceği kıdem tazminatının kabaca hesaplanan tutarının dahi arabuluculuk belgesinde kararlaştırılan miktarın yaklaşık iki katına ulaştığını tespit etmiştir. Edimler arasında açık oransızlık bulunduğu, arabuluculuk belgesinde başvuru numarasının yer almadığı, sürecin usulüne uygun yürütülmediği, işçinin müzayaka (darlık) hali altında imzalamak zorunda kaldığı gerekçesiyle ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının gabin nedeniyle iptaline karar vermiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi ise ilk derece kararının gerekçesini değiştirerek istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Mahkeme, fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğünü, iş sözleşmesinin arabuluculuktan önce sona erdiğinin kesin olarak kanıtlanamadığını, bu nedenle kıdem, ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacakları bakımından henüz bir uyuşmazlık doğmadığını, gerçek bir fesih olmadığı halde bu adlar altında ödeme yapılmasının avans niteliğini değiştirmeyeceğini, işe iade bakımından da anlaşma yapılamayacağını belirterek ilk derece kararını kaldırmış ve davanın kabulüne hükmetmiştir.
Yargıtay’ın Bozma ve Sonraki Süreç Değerlendirmesi
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ilk temyiz incelemesinde, Bölge Adliye Mahkemesi’nin ilk derece kararının gerekçesini değiştirerek esastan ret kararı vermesini usule aykırı bulmuş ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 353/1-b(2) hükmüne aykırılık nedeniyle kararı usulden bozmuştur. Bozma sonrasında Bölge Adliye Mahkemesi, ilk derece kararını gerekçe itibarıyla hatalı bularak kaldırmış ve davanın kabulüne yeniden hükmetmiştir.
Davalı vekilinin temyizinde; iş sözleşmesinin arabuluculuk öncesinde veya aynı gün sona erdiğinin sabit olduğu, uyuşmazlığın fesih bildirimiyle doğduğu, arabuluculuk sürecinin usulüne uygun yürütüldüğü, irade fesadı bulunmadığı, davacıya 104.534,13 TL ödendiği ve bu tutarın çalışma süresi ve ücreti dikkate alındığında kıdem, ihbar, yıllık izin ve diğer alacakların toplamına denk olduğu, gabin iddiasının dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülmüştür.
Yargıtay’ın Hukuki Değerlendirmesi ve Son Kararı
Yargıtay, uyuşmazlığın ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline ilişkin olduğunu belirtmiştir. Öncelikle, işe giriş/ayrılış bildirgelerine göre davacının 18.11.2008-27.04.2015 dönemine ait kıdem tazminatının nakden ve tamamen ödendiğinin bordro ile sabit olduğu, ikinci çalışma döneminin 02.06.2015-15.11.2022 tarihleri arasında olduğu, ilk derece ve istinaf kararlarında her iki dönemin birlikte değerlendirilmesinin hatalı olduğu tespit edilmiştir. Değerlendirmenin yalnızca ikinci dönem için yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
Daire, yerleşik uygulamasına göre arabuluculuk anlaşma belgesinin maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesi olduğunu, geçerliliği için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun (HUAK) koşullarının aranması gerektiğini hatırlatmıştır (Yargıtay 9. HD, 31.10.2022 tarihli 2022/11077 E., 2022/13780 K. ve 10.10.2024 tarihli 2024/10147 E., 2024/13332 K.).
Somut olayda, dava dilekçesindeki beyanlar ve dosya kapsamı dikkate alındığında iş sözleşmesinin feshedildiği hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, Bölge Adliye Mahkemesi’nin “fesih ve arabuluculuk süreçlerinin birlikte yürütüldüğü, uyuşmazlık bulunmadığı” yönündeki değerlendirmesinin hatalı olduğu sonucuna varılmıştır. Gerçek bir fesih ve buna bağlı uyuşmazlık mevcutken arabuluculuk yapılabileceği kabul edilmiştir.
Gabin iddiası bakımından ise TBK m. 28 incelenmiştir. Maddeye göre, karşılıklı edimler arasında açık oransızlık (objektif unsur) bulunması ve bu oransızlığın zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak gerçekleştirilmesi (sübjektif unsur) halinde gabin söz konusudur. Yargıtay, somut dosyada objektif unsurun varlığının tartışmalı olduğunu, ancak sübjektif unsurun (işçinin özel durumunun işveren tarafından bilinerek istismar edildiğinin) ispatlanamadığını tespit etmiştir. Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne hükmedilmesinin hatalı olduğu belirtilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozmuş, peşin alınan temyiz harcının iadesine ve dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir. Karşı oy yazısında ise iş sözleşmesinin 14.11.2022’de feshedildiği, tutanakta başvuru tarihinin 15.11.2022 olarak gösterildiği çelişkinin işçinin iddiasını doğruladığı, gerçek bir uyuşmazlık ortaya çıkmadan hakların ödenmesinin tutanağa bağlandığı, böyle bir uygulamanın hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.
Avukatlar İçin Mesleki Değerlendirme
Bu karar, arabuluculuk anlaşmalarının iptali davalarında üç temel hususa dikkat çekmektedir: (1) Gerçek bir uyuşmazlığın varlığı, (2) Gabinin objektif ve sübjektif unsurlarının somut delillerle ispatı, (3) Arabuluculuk sürecinin HUAK m. 9, 11 ve 18/5’e uygun yürütülmesi. Avukatlar, fesih-arabuluculuk kronolojisini, SGK bildirim tarihlerini, ödeme tutarlarının hak edilen alacaklarla karşılaştırmasını ve işçinin imzaya zorlandığına dair delilleri (tanık, mesaj, e-posta) titizlikle toplamalıdır. Özellikle “müzayaka hali” ve “irade fesadı” iddialarını somutlaştırmak, kararın uygulanmasında kritik rol oynayacaktır. Karar, işverenlerin arabuluculuğu “güçlü ibraname” aracı olarak kullanmasının sınırlarını çizmekte, işçilerin korunması açısından önemli bir emsal oluşturmaktadır.
(Toplam kelime sayısı: 928)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
İzinsiz Define Araştırması Suçunda Keşif ve Bilirkişi İncelemesi Zorunluluğu - Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/3392 E., 2024/4975 K.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2863 sayılı Kanun kapsamında izinsiz define araştırması suçunda, suçun işlendiği yerin 6. madde kapsamındaki korunması gerekli alan olup olmadığının fen ve arkeolog bilirkişi heyeti ile keşif yapılarak kesin olarak tespit edilmesi gerektiğini belirterek mahkumiyet kararını bozmuştur.
İzinsiz Kazı ve Define Araştırması Suçlarının Ayrımı - Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/96 E., 2025/1538 K.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2863 sayılı Kanun'un 74. maddesinde düzenlenen izinsiz kazı ve define arama suçları arasındaki farkı somut olayda inceleyerek, fiziki kazı varlığında izinsiz define arama suçunun değil, izinsiz kazı suçunun oluşacağına hükmetmiştir.