Yargıtay 9. Hukuk Dairesi: Gerçek Uyuşmazlık Olmaksızın Düzenlenen Arabuluculuk Tutanağının Geçersizliği
Lawantra
17.06.2026
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2025/2722 Esas, 2025/4874 Karar sayılı ilamı, arabuluculuk kurumunun amacına aykırı kullanımına karşı önemli bir sınır çizmektedir. Karar, özellikle ihale bitimlerinde veya emeklilik öncesi dönemlerde işçilere imzalatılan “önleyici” arabuluculuk tutanaklarının hukuki geçerliliğini sorgulamakta ve avukatlara güçlü bir dayanak sunmaktadır.
Davacı, 28.07.2006 – 08.03.2023 tarihleri arasında alt işveren nezdinde çalışmış, emeklilik nedeniyle iş sözleşmesinin feshedildiğini, ancak daha önce 27.12.2021 tarihinde usulüne uygun olmayan bir arabuluculuk tutanağı imzalatıldığını iddia etmiştir. Davacıya göre, ihale bitiminde işe devam edebilmek için baskı altında evraklar imzalatılmış, arabulucu ile fiziki görüşme yapılmamış, sadece telefonla aranmıştır. Tutanağın iptalini talep etmiştir.
Davalı şirketler, sürecin usulüne uygun olduğunu, davacının iradesinin serbestçe oluştuğunu, ödemelerin yapıldığını ve davanın zamanaşımına uğradığını savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesi, arabuluculuk görüşmesinin telefonla yapılmasının kanuna aykırı olmadığını, fiziki görüşme zorunluluğu bulunmadığını, irade fesadının ispatlanamadığını belirterek davanın reddine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise Yargıtay’ın önceki içtihatlarına atıfla, somut bir uyuşmazlık bulunmadığı için tutanağın 6325 sayılı Kanun md. 18/5 kapsamında değerlendirilemeyeceğini kabul ederek İlk Derece kararını bozmuş ve davanın kabulüne hükmetmiştir.
Yargıtay temyiz incelemesinde, Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır. Kararın temel dayanağı, 6325 sayılı Kanun’un 1. maddesinde arabuluculuğun “hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde” uygulanacak bir yöntem olduğunun belirtilmiş olmasıdır. Daireye göre, ortada somut bir uyuşmazlık bulunmadan düzenlenen tutanak, Kanun’un 18/5 maddesinde öngörülen “anlaşma belgesi” niteliğini taşımamaktadır.
Somut olayda, tutanak düzenlendiği tarihte (27.12.2021) davacının iş sözleşmesi devam etmekteydi. Kıdem, ihbar tazminatı ve yıllık izin gibi feshe bağlı haklar henüz doğmamıştı. Bu nedenle taraflar arasında bu konularda bir uyuşmazlık mevcut değildi. Yargıtay, “gerçek bir fesih söz konusu olmadığı halde kıdem ve ihbar tazminatı adı altında ödeme yapılması, ödemenin avans niteliğini ortadan kaldırmaz” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Kararda ayrıca şu önemli ilkeler vurgulanmıştır:
- Arabuluculuk, iş sözleşmesinin sona erdirilmesi veya muhasebe işlemlerinin yapılması için bir araç olarak kullanılamaz.
- Uyuşmazlık bulunmadan düzenlenen tutanaklar, Kanun’un 18/5 maddesi anlamında dava engeli oluşturmaz.
- Arabulucunun taraflarla aynı fiziki ortamda bulunma zorunluluğu yoktur ancak sürecin sistematik tekniklerle yürütülmesi ve gerçek bir müzakere yapılması şarttır.
- İbra niteliğindeki düzenlemeler, usulüne uygun arabuluculuk sonucunda yapılmadıkça 6098 sayılı Kanun md. 420’ye tabidir.
Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararının onanması, benzer durumlarda işçilerin daha önce imzalamış oldukları “güvence” niteliğindeki tutanaklara karşı dava açma imkânını güçlendirmektedir. Avukatlar için bu karar, özellikle toplu işten çıkarma veya ihale geçişlerinde imzalanan genel tutanakların hukuki değerini sorgularken kullanılabilecek güçlü bir emsal oluşturmaktadır.
Karar aynı zamanda, tanık beyanlarının (baskı olup olmadığı, imzalamayan işçilerin durumu) ve SGK kayıtlarının titizlikle incelenmesi gerektiğini de ortaya koymaktadır. Sonuç olarak Yargıtay, arabuluculuk kurumunun amacına uygun kullanılmasını koruyan, hakkın kötüye kullanımını önleyen bir yaklaşım benimsemiştir. Bu içtihat, iş hukuku pratiğinde “önleyici arabuluculuk” uygulamalarına karşı önemli bir fren mekanizması işlevi görecektir. (Toplam kelime: 612)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Gemi İşletmecisinin İcradan Ödeme Yapması ve İstirdat Davasında Aktif Husumet: Yargı Kararı İncelemesi
Gemiye konulan haciz ve seferden men kararının kaldırılması için icra dosyasına ödeme yapan işletmecinin, ödediği bedelin iadesi için açtığı istirdat davasında aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi yönündeki İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararı, donatan-işletmeci ilişkisi açısından önemli bir emsal oluşturmaktadır.
Hekimin Mesleki Mali Sorumluluk Sigortası ve Malpraktis Davalarında Gerçek Riskler: Sigorta Tek Başına Yeterli mi?
Malpraktis uyuşmazlıklarında sigorta poliçesinin kapsamı, aydınlatılmış onam eksikliği, sağlık turizmi süreçleri ve manevi tazminat talepleri gibi konular avukatlar için kritik öneme sahiptir. Bu analizde, estetik cerrahi, sağlık turizmi ve komplikasyon yönetimi açısından hukuki riskler detaylı olarak ele alınmaktadır.