Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2024/10834 E., 2024/14288 K. sayılı Kararı: Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Geçerliliği ve Temyiz Kesinlik Sınırı
Lawantra
17.06.2026
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 23 Ekim 2024 tarihli ve 2024/10834 Esas, 2024/14288 Karar sayılı ilamı, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgelerinin işçilik alacak davalarındaki hukuki statüsünü ve temyiz edilebilirlik sınırlarını ele alması bakımından hem çoğunluk hem de karşı oy görüşleriyle önemli bir tartışma platformu sunmaktadır.
Dava, Ankara 2. İş Mahkemesi’nde görülmüş, davacı işçinin arabuluculuk tutanağının geçersizliğini de ileri sürerek bir kısım işçilik alacaklarını talep etmesi üzerine Mahkemece tutanağın geçersiz olduğuna hükmedilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin istinafı üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi ilk derece kararını kaldırmış ve yeniden hüküm kurmuştur. Bu karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Daire, 6100 sayılı HMK m. 362 ve m. 366 hükümlerini hatırlatarak miktarı kesinlik sınırını (karar tarihi itibarıyla 378.290 TL) geçmeyen kararların temyiz edilemeyeceğini belirtmiştir. Daire’nin yerleşik uygulamasına göre arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği, alacak davasında “ön sorun” olarak incelenebilmektedir. Bu nedenle temyiz sınırının belirlenmesinde hükme bağlanan veya reddedilen alacak miktarı esas alınmıştır. Somut olayda temyize konu miktar sınırın altında kaldığından temyiz dilekçesi miktardan reddedilmiştir.
Karşı oy yazısında ise üye, 6325 sayılı Kanun’un 18. maddesinin 4. ve 5. fıkralarını, gerekçelerini ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile yapılan değişiklikleri detaylı biçimde analiz etmiştir. Kanun koyucunun bilinçli tercihiyle “anlaşılan hususlarda dava açılamaz” hükmünü getirdiğini, bu nedenle arabuluculuk tutanağının iptal edilmeden önce aynı davada ön sorun olarak incelenemeyeceğini savunmuştur. İptalin müstakil bir dava olarak açılması, kararın kesinleşmesi ve ancak ondan sonra asıl alacak davasının açılabileceğini belirtmiştir. Karşı oy, birlikte dava açılmasının da mümkün olmadığını, tefrik ve usulden ret yoluna gidilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Karşı oy ayrıca zamanaşımı, HMK m. 208’deki sahtelik ön sorunu ile arabuluculuk tutanağı arasındaki farkı, temyiz edilebilirlik ve kesinlik sorunlarını derinlemesine tartışmıştır. Bu görüşe göre müstakil iptal davası her durumda temyize tabi olmalı, işçinin zamanaşımı riski ise TBK m. 153/6 dikkate alınarak giderilmelidir.
Çoğunluk görüşü ise arabuluculuk tutanağının geçersizliğinin ön sorun olarak incelenebileceğini, bu yaklaşımın pratik ve işçi lehine olduğunu kabul etmektedir. Karar, avukatlara arabuluculuk sonrası açılacak alacak davalarında tutanağın geçersizlik iddiasını dava dilekçesinde açıkça ileri sürmeleri ve delillerini sunmaları gerektiğini hatırlatmaktadır.
Bu içtihat ayrılığı, uygulayıcılar açısından belirsizlik yaratmakla birlikte, dava stratejilerinde iki farklı yol (ön sorun yaklaşımı veya müstakil iptal davası) sunulmaktadır. Özellikle miktar olarak kesinlik sınırının altında kalan davalarda temyiz imkanının sınırlı olduğu dikkate alındığında, avukatların kararın niteliğini ve gerekçesini titizlikle değerlendirmesi zorunludur. Karar, arabuluculuk kurumunun etkinliği ile bireysel hakların korunması arasındaki dengeyi yansıtmaktadır. (Yaklaşık 720 kelime)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Gemi İşletmecisinin İcradan Ödeme Yapması ve İstirdat Davasında Aktif Husumet: Yargı Kararı İncelemesi
Gemiye konulan haciz ve seferden men kararının kaldırılması için icra dosyasına ödeme yapan işletmecinin, ödediği bedelin iadesi için açtığı istirdat davasında aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi yönündeki İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararı, donatan-işletmeci ilişkisi açısından önemli bir emsal oluşturmaktadır.
Hekimin Mesleki Mali Sorumluluk Sigortası ve Malpraktis Davalarında Gerçek Riskler: Sigorta Tek Başına Yeterli mi?
Malpraktis uyuşmazlıklarında sigorta poliçesinin kapsamı, aydınlatılmış onam eksikliği, sağlık turizmi süreçleri ve manevi tazminat talepleri gibi konular avukatlar için kritik öneme sahiptir. Bu analizde, estetik cerrahi, sağlık turizmi ve komplikasyon yönetimi açısından hukuki riskler detaylı olarak ele alınmaktadır.