Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2024/244 E., 2024/6373 K. sayılı Kararı: Husumet Nedeniyle Yapılan FETÖ İsnadı ve İftira Suçu
Lawantra
23.06.2026
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 09.09.2024 tarihli ve 2024/244 Esas, 2024/6373 Karar sayılı ilamı, iftira suçunun unsurlarının somut olayda nasıl değerlendirileceğine dair önemli bir içtihat sunmaktadır. Karar, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin beraat hükmünün bozulması üzerine yeniden yapılan yargılama neticesinde verilen mahkumiyet kararının onanmasıyla sonuçlanmıştır. Bu içtihat, ceza avukatları için isnat kastının ispatı, husumet unsuru ve zincirleme suç uygulaması bakımından yol gösterici niteliktedir.
Olay, sanığın 2011-2012 yıllarında avukatlık yapan katılanlarla şirketi arasında görülen davalardan kaynaklanan husumete dayanmaktadır. Sanık, avukatı aracılığıyla 22.01.2017 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçede, katılanların belirli bir zihniyetteki adli makamları organize ederek sahte delillerle lehlerine kararlar aldıklarını, bu kararları veren 11 hakim ve savcıdan 7’sinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarıldığını ve katılanların da örgüt üyesi olduğunu iddia etmiştir. Bu ihbar üzerine katılanlar hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatılmış, ancak herhangi bir delil bulunamaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir.
İlk derece mahkemesi sanığı iki ayrı iftira suçundan 1 yıl hapis cezasına çarptırmış, cezaları ertelemiştir. İstinaf aşamasında Bölge Adliye Mahkemesi beraat kararı vermiş, ancak Yargıtay 8. Ceza Dairesi 05.06.2023 tarihli bozma ilamı ile “sanığın iftira suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği” yönünde hükmü bozmuştur. Bozmadan sonra mahkeme, TCK m.267/1, 43/2 ve 62 uyarınca sanığı 2 yıl 1 ay hapis cezasına mahkum etmiş, hak yoksunlukları uygulamıştır.
Yargıtay, temyiz incelemesinde dosya kapsamını özetlemiş ve şu gerekçelerle onama kararı vermiştir: Katılanlarla sanık arasında geçmişe dayalı çok sayıda dava ve şikayet bulunduğu, bu durumun husumet yarattığı sabittir. Sanığın dilekçesinde ileri sürdüğü iddialar somut delile dayanmamakta, kovuşturmaya yer olmadığı kararı da bunu teyit etmektedir. Sanığın, katılanların örgüt mensubu olmadığını bildiği halde geçmiş husumet nedeniyle soruşturma başlatılmasını sağlamak amacıyla gerçeğe aykırı isnatta bulunduğu, bunun zincirleme suç (TCK m.43/2) oluşturduğu kabul edilmiştir.
Kararda, isnadın “işlemediğini bildiği halde” ve “soruşturma başlatılmasını sağlamak için” unsurlarının gerçekleştiği vurgulanmıştır. Katılanlar vekillerinin “cezanın TCK m.267/2 uyarınca artırılması” yönündeki temyiz talebi ise reddedilmiştir. Sanık müdafinin beraat ve cezanın ertelenmesi talepleri de dosya delilleri karşısında kabul görmemiştir.
Bu karar, avukatlık mesleğinin icrası sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların ilerleyen yıllarda iftira suçuna dönüşebileceğini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Özellikle terör örgütü üyeliği gibi ağır isnatların, somut delil olmadan ve husumet nedeniyle yapılması durumunda Yargıtay’ın katı tutum sergilediği görülmektedir. Ceza avukatları, müvekkillerine şikayet dilekçesi hazırlarken isnadın maddi vakıalara dayanması, delillerin somut olması ve kast unsurunun bulunmaması gerektiğini vurgulamalıdır.
Kararın hukuki değeri, Anayasa’nın 36. maddesindeki hak arama hürriyeti ile TCK m.267 arasındaki dengeyi somutlaştırmasıdır. İddianın doğruluğu araştırılmadan isnat yapılması, şikayet hakkının kötüye kullanılması olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, zincirleme suç hükmünün birden fazla kişiye karşı aynı fiille iftira halinde uygulanması, ceza miktarı açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır.
Sonuç itibarıyla Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin bu kararı, iftira suçunun subjektif unsurlarının belirlenmesinde taraflar arası ilişki, geçmiş uyuşmazlıklar ve delil durumu bütününün değerlendirilmesi gerektiğini teyit etmektedir. Hukuk profesyonelleri, benzer vakalarda bu içtihadı referans alarak savunma stratejilerini şekillendirebilir. Karar aynı zamanda, adli makamlara yapılan ihbarların ciddiyetle ele alınması gerektiğini ve asılsız ihbarların hem bireysel hem de toplumsal maliyeti olduğunu hatırlatmaktadır. (Toplam kelime sayısı: 920)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2023/5150 E., 2026/1116 K. sayılı Kararı: Karakolda Darp ve Hakaret İddiasının İftira Suçu Olarak Değerlendirilmesi
Yargıtay, karakolda ifadesi alınırken darp ve hakaret gördüğünü iddia eden sanığın, tanık beyanları ve sağlık raporlarıyla çelişen şikayetinin iftira suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir. Karar, isnat kastının belirlenmesinde tanık ve rapor delillerinin önemini vurgulamaktadır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2024/22294 E., 2025/5149 K. sayılı Kararı: İnfaz Kurumunda Darp İddiası ve İftira Suçu
Yargıtay, infaz kurumunda kavga olayına karışmadığı halde memurlara darp isnadında bulunan hükümlü sanığın eylemini zincirleme iftira suçu olarak nitelendirmiş ve mahkumiyet hükmünü onamıştır. Karar, kamera görüntüleri ve raporların isnat kastının belirlenmesindeki rolünü vurgulamaktadır.