Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2016/425 E., 2017/2921 K. sayılı Kararı: Göçmen Kaçakçılığı Suçunda Araç Müsaderesi ve Hak Yoksunluğu
Lawantra
09.06.2026
Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 15 Mart 2017 tarihli ve 2016/425 Esas, 2017/2921 Karar sayılı kararı, göçmen kaçakçılığı suçunda verilen mahkumiyet hükmünün çeşitli yönlerden incelendiği önemli bir emsaldir. Yerel Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın göçmen kaçakçılığı suçundan mahkumiyetine ve suça konu plaka sayılı aracın müsaderesine karar vermiştir. Temyiz üzerine dosya Daireye intikal etmiş, kararın usul ve esas yönünden incelenmesi sonucunda üç ayrı bozma nedeni tespit edilmiştir.
İlk bozma nedeni, müsadere kararına ilişkindir. TCK m. 54 uyarınca aracın müsaderesine hükmedilmiş ancak aracın sahibi olan limited şirket yetkilisinin iyiniyetli olmadığına dair deliller tartışılmamıştır. Daire, müsaderenin hakkaniyete uygun olup olmadığının yasal ve yeterli gerekçeyle ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır. İyiniyetli üçüncü kişi karinesi geçerli olup, aksi somut delillerle ispatlanmalıdır. Sahibin iyiniyeti tartışılmadan verilen müsadere kararı hukuka aykırı bulunmuştur.
İkinci bozma nedeni, TCK m. 53/1-b’de düzenlenen hak yoksunluğunun uygulanmasıdır. Anayasa Mahkemesi’nin 8 Ekim 2015 tarihli, 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararıyla bu hükmün iptal edildiği gözetilmeden hak yoksunluğu uygulanması usulsüzdür. Bu iptal kararı sonrası ilgili maddenin uygulanma olanağı kalmamıştır.
Üçüncü bozma nedeni ise infaz hukukuyla ilgilidir. 6545 sayılı Kanun’un 81. maddesiyle değişik 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106/3. maddesi uyarınca, hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilemeyeceği hususu göz ardı edilmiştir. Bu üç gerekçeyle hüküm oybirliğiyle bozulmuş ve dosya yeniden yargılama için mahkemesine gönderilmiştir.
Bu karar, ceza hukuku pratisyenleri açısından mühimdir. Müsadere taleplerinde iyiniyet tartışmasının zorunlu olduğu, delillerin yeterince irdelenmesi gerektiği bir kez daha vurgulanmıştır. TCK m. 54’ün uygulanmasında mülkiyet hakkının korunması, Anayasa m. 35 ve m. 13’teki ölçülülük ilkesiyle doğrudan bağlantılıdır. Ayrıca AYM iptal kararlarının derhal uygulanması zorunluluğu da kararın önemli bir yönüdür.
Avukatlar, göçmen kaçakçılığı gibi organize suçlarda araç müsaderesiyle karşılaşıldığında, mal sahibinin beyanlarını, şirket kayıtlarını ve iyiniyeti destekleyici delilleri zamanında sunmalıdır. Kararda, müsaderenin hakkaniyet denetimine tabi tutulması gerektiği de belirtilmiştir. Bu, suçun ağırlığı ile müsadere edilen malın değeri arasındaki orantının kurulmasını gerektirir.
Karar aynı zamanda infaz hukuku açısından da yol göstericidir. Adli para cezasının hapse çevrilme yasağının gözetilmemesi, infaz aşamasında telafisi güç zararlara yol açabilir. Bu nedenle savunma stratejilerinde hem esasa hem de infaz hükümlerine ilişkin itirazlar bütüncül biçimde hazırlanmalıdır.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin bu kararı, TCK m. 54, m. 53 ve 5275 sayılı Kanun m. 106’nın birlikte yorumlanmasında dikkat edilmesi gereken hususları netleştirmektedir. Müsadere, hak yoksunluğu ve infaz konularında benzer davalarla uğraşan hukuk profesyonelleri için referans niteliğindedir. Karar, temel hak ve özgürlüklerin korunması ile kamu düzeninin dengelenmesinde hukuki güvenlik sağlamaktadır. (Toplam kelime sayısı: 548)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Edirne Bölge İdare Mahkemesi Resmen Kuruldu: Yargı Çevreleri Yeniden Belirlendi
Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile Edirne Bölge İdare Mahkemesi kuruldu. Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale’nin yeni mahkemenin yargı çevresine dahil edilmesiyle birlikte İstanbul ve Bursa Bölge İdare Mahkemelerinin yargı çevreleri de yeniden düzenlendi.
Yapay Zeka ile Üretilen Sahte Görseller Kullanılarak MİT İlişkisi İddiasında Bulunan Şüpheli Gözaltına Alındı
Gaziantep’te yapay zeka teknolojisi kullanarak kendisini MİT ve üst düzey kamu yöneticileriyle bağlantılı gösterdiği belirlenen şüpheli B.N.E., ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme veya yayma’ suçundan gözaltına alındı. Olay, dijital manipülasyon ve kişisel verilerin korunması hukuku açısından önemli bir emsal oluşturabilir.