Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2017/10243 E., 2019/9664 K. sayılı Kararı: Basın ve Yayın Yoluyla Dolandırıcılıkta Suç Vasfı ve İştirak Değerlendirmesi
Lawantra
02.06.2026
Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2017/10243 Esas, 2019/9664 Karar sayılı ilamı, internet alışveriş siteleri üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık suçlarında suç vasfının tespiti, iştirak hükümlerinin uygulanması ve delil yetersizliği hallerinde beraat kararı verilmesi gerektiği hususlarında önemli içtihatlar içermektedir. Karar, ceza hukukçuları ve avukatlar açısından özellikle birden fazla failin bulunduğu dosyalarda savunma stratejisi geliştirme ve delil değerlendirme bakımından yüksek mesleki değere sahiptir.
Olayda, müşteki ....com isimli alışveriş sitesinde “....” kullanıcı adıyla kayıtlı kişinin aradığı fotoğraf makinesi lensini 1.200 TL’ye sattığını görmüş ve irtibata geçmiştir. Sanık ... ile adı ... olarak bildirilen kişi arasında 500 TL peşin, kalanı taksitli ödeme konusunda anlaşma sağlanmıştır. Müşteki, 500 TL’yi sanık ...’ın eşi olan diğer sanık ... adına kayıtlı banka hesabına göndermiş, ancak lens gönderilmemiştir. Araştırmada sanık ... hakkında 367, sanık ... hakkında 140 soruşturma ve kovuşturma evrakı bulunduğu, sanıkların adres değiştirdiği ve hesap numarasının diğer dolandırıcılık olaylarında da kullanıldığı tespit edilmiştir.
İlk derece mahkemesi, her iki sanığı da TCK m. 158/1-g, 62 ve 53. maddeleri (ikinci sanık için ayrıca m. 51) uyarınca mahkum etmiştir. Sanıklar tarafından temyiz edilen hüküm Dairece incelenmiştir.
Daire, ilk sanık ... hakkında kurulan hükmü onamıştır. Sanığın savunması, müştekilerin beyanları, Ziraat Bankası yazısı, kamera görüntüleri, hesap ekstresi ve IP adres bilgileri birlikte değerlendirildiğinde, atılı suçu işlediğine dair mahkeme kabulünde isabetsizlik görülmemiştir. Ancak Daire, eylemin Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 16.04.2013 tarih ve 2012/15-1407 E., 2013/140 K. sayılı kararı doğrultusunda TCK m. 158/1-f (bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık) kapsamında kaldığını, mahkemenin ise m. 158/1-g (basın ve yayın yoluyla) olarak nitelendirdiğini belirtmiştir. Bu suç vasfı yanılgısı nedeniyle eksik ceza tayini yapılmışsa da aleyhe temyiz bulunmadığı için bozma nedeni yapılmamıştır. Hüküm usul ve yasaya uygun bulunarak onanmıştır.
İkinci sanık ... yönünden ise Daire, mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar vermiştir. Sanık, suç tarihinde eşi olan diğer sanığın hesabını ve banka kartını kullandığını, sitede eşinin ne yaptığını bilmediğini savunmuş ve suçu kabul etmemiştir. Dosya kapsamında, sanığın suçlamayı çürüten savunmasının aksine yeterli ve kesin delil bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle atılı suçtan beraati gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi kanuna aykırı bulunmuştur.
Adli para cezası hesaplamasında da her iki sanık için TCK m. 158/1-son hükmüne aykırılık tespit edilmiş, haksız menfaatin iki katından az olmamak üzere gün sayısı belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ancak bu husus ikinci sanık yönünden bozma nedeni yapılmıştır. Hüküm, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince 1412 sayılı CMUK m. 321 uyarınca bozulmuş, 09.10.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.
Bu karar, avukatlar için önemli pratik çıkarımlar içermektedir. Öncelikle, internet alışveriş siteleri üzerinden işlenen dolandırıcılık fiillerinin TCK m. 158/1-f kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, m. 158/1-g bendinin ise daha sınırlı hallerde uygulanabileceği Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihadıyla pekiştirilmiştir. İkinci olarak, iştirak halinde suç işlendiği iddiasında, her failin fiile ve neticeye yönelik iradesinin somut delillerle ispatlanması zorunluluğu vurgulanmaktadır. Eşinin hesabını kullanan sanığın fiile iştirak iradesinin yeterince kanıtlanamaması beraat sonucunu doğurmuştur.
Karar ayrıca, çok sayıda soruşturma ve kovuşturma evrakının varlığının tek başına mahkumiyet için yeterli olmadığını, her dosyanın kendi delil bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu husus, özellikle seri dolandırıcılık olaylarında savunma makamının stratejik yaklaşımı açısından kritik öneme sahiptir.
Ceza avukatları, benzer dosyalarda delillerin (kamera, IP adresi, banka kayıtları) yanı sıra sanığın subjektif kast unsuru ve iştirak iradesinin titizlikle irdelenmesi gerektiğini bu karardan hareketle vurgulamalıdır. Karar, aynı zamanda adli para cezası tayininde TCK m. 52 ve m. 158/1-son hükümlerinin mekanik olarak uygulanmasının zorunlu olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.
Sonuç olarak, Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin bu ilamı, dijital ortamda işlenen dolandırıcılık suçlarında suç vasfının doğru belirlenmesi, iştirak hükümlerinin uygulanması ve delil yetersizliğinde beraat kararı verilmesi ilkelerini pekiştirmektedir. Bu karar, ceza yargılamalarında savunma hakkının etkin kullanımına ve usul ekonomisine katkı sağlayan önemli bir emsaldir. (Toplam kelime sayısı: 682)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Muris Muvazaasında Murisin Gerçek İradesinin Tespiti: Yargıtay İçtihatları ve Uygulama Esasları
Muris muvazaası davalarında belirleyici unsur, murisin gerçek iradesinin satış mı yoksa mirasçılardan mal kaçırma amacıyla bağış mı olduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Makale, Yargıtay'ın 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında bedel ödenmesi, aile içi paylaşım ve ispat yükü gibi konuları detaylı biçimde ele almaktadır.
AYM'nin 2020/39936 Başvuru Numaralı Kararı: Bağlantılı Suçlarda Kısmi Kesinleşme ve Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı
Anayasa Mahkemesi, KPSS soruşturmasında bağlantılı suçlardan birinin istinafta kesinleşip infaz edilmesine rağmen diğerinin temyiz incelemesinin devam etmesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Karar, aynı maddi vakıalarla ilgili çelişkili kararların hukuk güvenliğini zedelediğini vurgulamaktadır.