Yargıtay 11. Ceza Dairesi: Hesap Sahibinin Kartlarını Başkasına Vermesi ve Benzer Suç Dosyalarındaki Beyanlar – Nitelikli Dolandırıcılıkta Yeterli Delil Standardı
Lawantra
02.06.2026
Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2025/2693 Esas, 2025/13366 Karar sayılı ilamı, nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158) suçlamalarına ilişkin önemli bir delil değerlendirmesi içermektedir. Karar, avukatlar ve ceza hukukçuları açısından delillerin takdirinde “her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil” standardının ne şekilde uygulanması gerektiğine dair kritik bir emsal teşkil etmektedir.
Olayda, katılan bir internet sitesindeki satılık araç ilanını aramış, kendisini ilan sahibinin akrabası olarak tanıtan bir şahısla pazarlık yapmış ve 13.000 TL’lik anlaşma bedelinin teminatı olarak 110 TL’yi sanığın hesabına havale etmiştir. Aracın teslim edilmemesi üzerine dolandırıcılık suçlamasıyla dava açılmıştır. İlk Derece Ağır Ceza Mahkemesi sanığın mahkumiyetine karar vermiş, ancak Yargıtay bu hükmü bozmuştur.
Dairenin bozma gerekçeleri özetle şu şekildedir: Katılanın aradığı telefon numarasının sanık adına kayıtlı olduğuna veya sanık tarafından kullanıldığına dair somut delil bulunmamaktadır. Banka yazısına göre para sanığın hesabına gelmiş olsa da, sanığın aşamalardaki beyanları ve benzer suçlardan yargılandığı diğer dosyalardaki ifadelerinde kartlarını “... isimli şahsa verdiğini”, bu tarihten sonra çok sayıda dolandırıcılık davası açıldığını ancak olaylarla ilgili bilgi sahibi olmadığını belirttiği görülmüştür.
UYAP sorgusu neticesinde, Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2013/99 E., 2019/88 K. sayılı kararında aynı sanık ve “...” isimli şahsın başka müştekilere karşı benzer eylemlerden birlikte yargılandıkları, dosya sanıklarından birinin beyanında internet ilanlarını kendisinin verdiğini, telefon görüşmelerini kendisinin ve İstanbul’da bulunan bir arkadaşının yaptığını, paraları genellikle “...” isimli şahsın çektiğini ve bu kişiye TC kimlik numarası verdiğini ifade ettiği anlaşılmıştır. Bu dosya kapsamında “...” hakkında TCK m. 158/1-f uyarınca mahkumiyet kararı verilirken, sanık hakkında ise suç unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı kurulmuştur.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, sanığın savunmasının aksine, mahkumiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğini vurgulamıştır. Bu bağlamda 5271 sayılı CMK m. 223/2-e hükmü gereğince yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verilmesi gerektiği, yerel mahkemenin yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle mahkumiyet hükmü kurmasının yasaya aykırı olduğu sonucuna varmıştır.
Karar, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK m. 321 uyarınca oy birliğiyle bozulmuştur. Bu emsal karar, avukatlara şu önemli noktaları hatırlatmaktadır:
- Banka hesabına para girişi tek başına failiyet için yeterli değildir; paranın fail tarafından suç kastıyla kullanıldığının ayrıca ispatı gerekir.
- Failin kartlarını üçüncü kişilere teslim ettiğini ve bu kişilerin suç örgütü içinde yer aldığını gösteren beyanlar ve bağlantılı dosyalar, fail aleyhine yorumlanmadan önce titiz bir delil değerlendirmesi yapılmalıdır.
- Benzer suç dosyalarındaki beraat kararları, mevcut dosyada da şüphenin giderilemediğinin güçlü bir göstergesi olabilir.
- CMK m. 223/2-e kapsamında “şüphenin sanık lehine yorumu” ilkesi, özellikle zincirleme dolandırıcılık olaylarında titizlikle uygulanmalıdır.
Bu karar, özellikle internet üzerinden ilan yoluyla gerçekleştirilen dolandırıcılık olaylarında hesap kiralama, kart teslimi ve iştirak ilişkisinin ispatına dair savunma stratejilerine önemli katkılar sunmaktadır. Ceza avukatları, benzer olaylarda UYAP üzerinden bağlantılı dosyaların incelenmesini, banka cevap yazılarının yanı sıra telefon kayıtlarının ve HTS analizlerinin mutlaka talep edilmesini önermektedir.
Sonuç olarak Yargıtay, somut olayda sanığın mahkumiyetine yetecek nitelikte delil bulunmadığını kabul ederek bozma kararı vermiştir. Bu ilam, dolandırıcılık davalarında delillerin değerlendirilmesinde “şüpheli durumun sanık lehine” yorumlanması gerektiğinin altını bir kez daha çizmektedir. (748 kelime)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Muris Muvazaasında Murisin Gerçek İradesinin Tespiti: Yargıtay İçtihatları ve Uygulama Esasları
Muris muvazaası davalarında belirleyici unsur, murisin gerçek iradesinin satış mı yoksa mirasçılardan mal kaçırma amacıyla bağış mı olduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Makale, Yargıtay'ın 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında bedel ödenmesi, aile içi paylaşım ve ispat yükü gibi konuları detaylı biçimde ele almaktadır.
AYM'nin 2020/39936 Başvuru Numaralı Kararı: Bağlantılı Suçlarda Kısmi Kesinleşme ve Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı
Anayasa Mahkemesi, KPSS soruşturmasında bağlantılı suçlardan birinin istinafta kesinleşip infaz edilmesine rağmen diğerinin temyiz incelemesinin devam etmesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Karar, aynı maddi vakıalarla ilgili çelişkili kararların hukuk güvenliğini zedelediğini vurgulamaktadır.