Yargıtay 11. Ceza Dairesi: Dolandırıcılık Suçunda İştirak ve Adli Para Cezasının İnfazı Konusunda Önemli Değerlendirmeler
Lawantra
02.06.2026
Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2021/27007 Esas, 2025/7124 Karar sayılı ilamı, dolandırıcılık suçuna ilişkin önemli hukuki tartışmaları barındırmaktadır. Karar, hem sanıkların iştirak sorumluluğunu hem de infaz hukuku açısından adli para cezalarının ödenmemesi halinde izlenecek usulü detaylı biçimde ele almaktadır.
Olayda, kimliği belirsiz bir şahıs, kendisini Cumhuriyet Savcısı olarak tanıtarak katılanı aramış ve “dolandırıcılık şüphelilerini yakalamak için operasyon yürütüldüğünü, bu kapsamda paranın sanık adına gönderilmesi gerektiğini” belirterek 8.000 TL’nin sanığın hesabına havale edilmesini sağlamıştır. Sanık bu parayı çekerek diğer sanığa teslim etmiştir. İlk derece mahkemesi her iki sanığı da dolandırıcılık suçundan mahkum etmiştir.
Uzlaşma Prosedürü ve Delil Değerlendirmesi
Daire, ilk olarak sanıklar hakkında kurulan hükümlerin 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254. maddeleri gereğince uzlaşma kapsamında olduğunu tespit etmiştir. Dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği, ancak uzlaşmanın sağlanamadığı anlaşılmıştır. Mahkemenin 5271 sayılı CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmadan edindiği kanaatle delilleri değerlendirerek vicdani kanıya ulaştığı belirtilmiş ve bu yönde bir isabetsizlik görülmemiştir.
İştirak ve Beraat Kararı
İkinci sanık yönünden ise Yargıtay, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararını bozmuştur. Sanığın aşamalardaki istikrarlı savunması, diğer sanığın beyanlarıyla desteklenmiş ve dava dışı üçüncü bir kişinin yönlendirmesiyle yalnızca banka kartını kullandırdığı, olaydan haberi olmadığı vurgulanmıştır. Gaziantep mahkemelerinde görülen benzer dosyalardaki mahkumiyet ve bozma kararları da dosyaya dahil edilerek değerlendirilmiştir. Daire, sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunu işlediğine dair yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle mahkumiyet yerine beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Adli Para Cezasının İnfazı ve 5275 sayılı Kanun md. 106/3
Kararın en önemli hukuki katkılarından biri, adli para cezasının infaz rejimine ilişkindir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04.10.2018 tarih ve 2015/8-656 E., 2018/404 K. sayılı içtihadına atıf yapan Daire, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106/3. maddesini hatırlatmıştır. Bu düzenlemeye göre, adli para cezasının ödenmemesi halinde kamuya yararlı bir işte çalışma tedbirine karar verilebileceği açıktır. Mahkeme hükmünde “ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilir” şeklinde infaz yetkisini kısıtlayıcı ibarelerin kullanılması hukuka aykırı bulunmuş, ancak bu hususun infaz aşamasında gözetilebileceği kabul edilerek bozma nedeni yapılmamıştır.
Usul ve Esasa İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olduğunu, iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda tartışıldığını, vicdani kanının dosya ile uyumlu olduğunu vurgulamıştır. Birinci sanık yönünden temyiz talebi reddedilerek hüküm onanırken, ikinci sanık yönünden ise delil yetersizliği gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
Avukatlar ve Hukuk Profesyonelleri İçin Değerlendirme
Bu karar, özellikle “sanal savcı” veya “sahte kolluk görevlisi” yöntemiyle gerçekleştirilen dolandırıcılık olaylarında iştirak iradesinin ispat standardını ortaya koyması açısından önemlidir. Banka hesabını kullandırma fiilinin tek başına iştirak için yeterli kabul edilmemesi, sanığın istikrarlı savunmasının ve diğer delillerin bütüncül değerlendirilmesi gerektiği hususu, savunma stratejileri açısından yol göstericidir.
Ayrıca 5275 sayılı Kanun’un 106. maddesinin üçüncü fıkrasının infaz aşamasındaki önemi bir kez daha vurgulanmıştır. Avukatların, mahkumiyet kararlarında bu konuda olası hataları temyiz veya infaz itirazlarında ileri sürmeleri, müvekkilleri açısından önemli avantajlar sağlayabilir.
Karar aynı zamanda uzlaşma prosedürünün titizlikle uygulanması gerektiğini de göstermektedir. Uzlaşmanın sağlanamaması halinde dosyanın esasa ilişkin incelemesinin yapılması gerektiği, Yargıtay’ın yerleşik uygulaması doğrultusunda bir kez daha teyit edilmiştir.
Sonuç olarak, Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin bu ilamı, dolandırıcılık suçlarında delillerin değerlendirilmesi, iştirak sorumluluğu ve infaz hukuku bakımından avukatlara ve ceza hukuku uygulayıcılarına önemli mesleki referanslar sunmaktadır. (Toplam kelime: 728)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Muris Muvazaasında Murisin Gerçek İradesinin Tespiti: Yargıtay İçtihatları ve Uygulama Esasları
Muris muvazaası davalarında belirleyici unsur, murisin gerçek iradesinin satış mı yoksa mirasçılardan mal kaçırma amacıyla bağış mı olduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Makale, Yargıtay'ın 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında bedel ödenmesi, aile içi paylaşım ve ispat yükü gibi konuları detaylı biçimde ele almaktadır.
AYM'nin 2020/39936 Başvuru Numaralı Kararı: Bağlantılı Suçlarda Kısmi Kesinleşme ve Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı
Anayasa Mahkemesi, KPSS soruşturmasında bağlantılı suçlardan birinin istinafta kesinleşip infaz edilmesine rağmen diğerinin temyiz incelemesinin devam etmesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Karar, aynı maddi vakıalarla ilgili çelişkili kararların hukuk güvenliğini zedelediğini vurgulamaktadır.