Yargıtay 11. Ceza Dairesi: Cumhuriyet Savcılığı Görevlisi Kılığına Girerek Hesaplara Para Yaptırma – Dolandırıcılıkta Fikir ve Eylem Birliği
Lawantra
02.06.2026
Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2021/26715 Esas, 2024/6709 Karar sayılı kararı, klasik “savcı” veya “emniyet mensubu” kılığına girerek dolandırıcılık yapılması olaylarında iştirak ilişkisinin nasıl değerlendirileceğine dair önemli bir emsaldir. Karar, avukatların özellikle örgütlü dolandırıcılık davalarında delillerin bütüncül değerlendirilmesi konusunda dikkatli olmaları gerektiğini vurgulamaktadır.
Olayda sanıklar …, … ve …, katılanı telefonla arayarak kendilerini Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı görevlisi olarak tanıtmış, katılanın hesabının terör olaylarında kullanıldığını, parayı verecekleri hesaba yatırması halinde gerçek suçluların yakalanacağını söyleyerek hileli beyanlarla kandırmışlardır. Katılan, sanık … adına açılan PTT hesabına 5.000 TL, Ziraat Bankası hesabına 5.030 TL ve Yapı Kredi Bankası hesabına 6.000 TL olmak üzere toplam 16.030 TL göndermiştir. Paralar sanık … tarafından çekilmiştir. Sanıklar, Dörtyol ilçesinde benzer bir dolandırıcılık eylemi sırasında suçüstü yakalanmışlardır.
Sanıklar … ve … suçlamayı kabul etmemiş, hesaplara yatan paraların suç mahsulü olduğunu bilmediklerini, paraları sanık …’in talimatıyla çektiklerini beyan etmişlerdir. Sanık … ise ilk savunmalarında diğer sanıkları tanımadığını, son celsede ise bankaya yönlendirdiğini ikrar etmiştir. Yerel mahkeme, sanıkların fikir ve eylem birliği içinde hareket ettikleri kanaatine vararak TCK m. 157/1, 52 ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 1 yıl 6 ay hapis ve 2.500 TL adli para cezasına hükmetmiştir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, yargılama sürecinin usul ve kanuna uygun olduğunu, toplanan delillerin gerekçeli kararda tartışıldığını, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin kesin verilere dayandığını tespit etmiştir. Sanıkların temyiz nedenlerini (delil yetersizliği, kasıt yokluğu, lehe hükümlerin uygulanmaması) yerinde görmemiştir.
Kararda özellikle altı çizilen hususlar şunlardır:
• Kendini resmi görevli olarak tanıtma suretiyle güven ilişkisini kötüye kullanmak, dolandırıcılık suçunun tipik hile unsurlarındandır. • Farklı banka ve PTT hesaplarının kullanılması, paraların hızlıca çekilmesi ve suçüstü yakalanma, iştirak iradesinin varlığına güçlü delildir. • Sanıklardan birinin son celsede ikrarı, diğer sanıkların beyanlarıyla birlikte değerlendirildiğinde vicdani kanıyı oluşturmaya yeterlidir. • Ceza miktarı ve adli para cezası tayini, suçun işleniş biçimi ve elde edilen menfaat dikkate alınarak kanuna uygun bulunmuştur.
Bu karar, ceza avukatlarına şu stratejik noktaları sunmaktadır: “Savcı” veya “polis” kılığına girerek gerçekleştirilen dolandırıcılık olaylarında, HTS kayıtları, banka hareketleri, suçüstü tutanağı ve ikrarın birlikte değerlendirilmesi halinde beraat kararı almak oldukça zordur. Savunma, iştirak iradesinin somut olarak kanıtlanamadığını, her sanığın ayrı ayrı kastının bulunmadığını ve paranın suç kaynağı hakkında bilgi sahibi olunmadığını güçlü delillerle ortaya koymalıdır.
Yargıtay, Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle hükümlerin onanmasına karar vermiştir. Bu ilam, özellikle çoklu failin bulunduğu dolandırıcılık dosyalarında “fikir ve eylem birliği” kavramının geniş yorumlandığını göstermektedir. Avukatlar, benzer davalarda müvekkillerinin telefon kayıtlarını, banka hareketlerini ve diğer sanıklarla ilişkilerini çok erken dönemde detaylı analiz etmelidir. (712 kelime)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Muris Muvazaasında Murisin Gerçek İradesinin Tespiti: Yargıtay İçtihatları ve Uygulama Esasları
Muris muvazaası davalarında belirleyici unsur, murisin gerçek iradesinin satış mı yoksa mirasçılardan mal kaçırma amacıyla bağış mı olduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Makale, Yargıtay'ın 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında bedel ödenmesi, aile içi paylaşım ve ispat yükü gibi konuları detaylı biçimde ele almaktadır.
AYM'nin 2020/39936 Başvuru Numaralı Kararı: Bağlantılı Suçlarda Kısmi Kesinleşme ve Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı
Anayasa Mahkemesi, KPSS soruşturmasında bağlantılı suçlardan birinin istinafta kesinleşip infaz edilmesine rağmen diğerinin temyiz incelemesinin devam etmesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Karar, aynı maddi vakıalarla ilgili çelişkili kararların hukuk güvenliğini zedelediğini vurgulamaktadır.