Travmatik Kayıplarda Sembolik Adalet ve Mağdur Yasının Fenomenolojisi: Ceza Hukukunda Mağdur Odaklı Yeni Bir Yaklaşım
Lawantra
06.06.2026
Ceza hukuku, yüzyıllardır failin kusuru, kastı, taksiri ve cezanın orantılılığı üzerine kurulu bir sistem olarak gelişmiştir. Türk Ceza Adaleti sistemi de suç fiilini incelerken ağırlıklı olarak sanığın hukuki konumunu merkeze alır. Ancak bu mekanik yapı, suçun asli muhatabı olan mağdurun ve özellikle ani, öngörülemez ve hukuka aykırı bir fiille yakınını kaybedenlerin yaşadığı derin travmayı ve yas sürecini büyük ölçüde göz ardı etmektedir.
Bu yazı, bir avukatın kendi annesinin 18.12.2025 tarihinde meydana gelen bir trafik cinayeti sonucu hayatını kaybetmesi üzerinden, ceza hukukunun ontolojik krizini derinlemesine irdelemektedir. Jacques Derrida’nın “adalet” kavramına ilişkin “Force of Law” (1992) makalesinde ortaya koyduğu “deconstruction” (yapıbozum) yöntemiyle, mevcut ceza yargılaması sisteminin hesaplanabilir kurallar ile hesaplanamaz insan acısı arasındaki gerilimi analiz etmek mümkündür.
Derrida’ya göre hukuk, kurallardan ve öngörülebilirlikten ibarettir; adalet ise hukukun ötesinde, benzersiz olan her bir insan yaşamının korunmasını gerektiren sınırsız bir kavramdır. Mevcut sistemde mahkemeler, failin cezasını kusur oranı, iyi hal indirimi, taksir hükümleri gibi formüllerle belirlemeye çalışırken, mağdurun yaşadığı varoluşsal boşluk ve yas süreci dosyanın eklerindeki bir raporla sınırlı kalmaktadır.
Özellikle ölümlü trafik kazalarında hukuk, insan hayatını “taksirli öldürme” (TCK m.85) kalıbına indirgemektedir. Mahkeme salonlarında avukatlar, sanığın cezasında indirim sağlamak için teknik savunmalar yaparken, geride kalanların yaşadığı travmatik yas süreci çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Bu durum, ceza hukukunun yapısal bir adaletsizliğini ortaya koymaktadır: Sanığın hakları kutsallaştırılırken, mağdurun adalet arayışı sistemin dışına itilmektedir.
Travmatik kayıplarda yas, yalnızca psikolojik bir süreç değil, aynı zamanda felsefi ve hukuki bir fenomendir. Yakınını kaybeden kişi için zaman donar; her gün yeniden o ölüm anını yaşamaya devam eder. Hukuk sistemi ise mağdurdan rasyonel davranmasını, mahkeme kurallarına uymasını bekler. Oysa travmatik yas, tam da bu rasyonellik beklentisini imkânsız kılmaktadır.
İşte bu noktada “sembolik adalet” kavramı devreye girmektedir. Sembolik adalet, cezanın yalnızca hapis süresi veya adli para cezasıyla sınırlı kalmamasını, failin işlediği fiilin yarattığı gerçek yıkımla yüzleşmesini zorunlu kılar. Failin, aldığı her nefeste, kurduğu her gelecekte, o suçun yarattığı acıyı vicdanında hissetmesi beklenir. Mahkeme salonundan “iyi hal” indirimiyle çıkan bir failin, mağdur yakınlarının gözünde ömür boyu vicdan zindanında mahkûm olması, sembolik adaletin gereğidir.
Bu yaklaşım, hukuk fakültelerinde “Hukuk ve Edebiyat”, “Hukuk ve Psikoloji” veya “Ceza Hukuku ve Felsefe” derslerinde tartışılabilecek niteliktedir. Ceza hukukunu yalnızca fail odaklı mekanik bir disiplin olmaktan çıkarıp, mağdurun acısını, yasını, varoluşsal kırılmasını merkeze alan multidisipliner bir anlayışa taşımayı hedeflemektedir.
Avukatlar ve hukuk profesyonelleri açısından bu tartışma kritik öneme sahiptir. Zira günlük meslek pratiğimizde hem sanığın savunma hakkını hem de mağdurun adalet arayışını aynı anda gözetmek zorundayız. Mevcut Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) delil değerlendirme kuralları (m.217), hukuka aykırı delil yasağı (m.206/2-a) ve mağdur haklarına ilişkin düzenlemeler, bu dengeyi kurmada yetersiz kalmaktadır.
Sembolik adalet arayışı, aynı zamanda restoratif adalet modelleriyle de bağlantılıdır. Failin mağdur veya yakınlarıyla yüzleşme sürecine dahil edilmesi, yalnızca cezanın infazını değil, toplumsal barışın yeniden inşasını da hedefler. Ancak Türk ceza yargılaması sisteminde bu tür mekanizmalar henüz yeterince geliştirilmemiştir.
Sonuç olarak, travmatik kayıplarda mağdur yasının fenomenolojisi, ceza hukukuna yeni bir paradigma önermektedir: Failin cezasını matematiksel olarak hesaplamak yerine, insan hayatının benzersizliğini ve mağdurun acısının ölçülemezliğini kabul eden bir adalet anlayışı. Bu anlayış, Derrida’nın ifadesiyle “Hukuk yapıbozuma uğratılabilir çünkü o adalet adına kurulmuştur. Adalet ise yapıbozuma uğratılamaz, çünkü o yapıbozumun kendisidir.”
Hukuk camiası olarak bu tartışmayı derinleştirmek, hem mesleki etik açısından hem de adaletin gerçekleşmesi bakımından zorunludur. Mağdurun sessiz çığlığını duymak, ceza hukukunun en önemli reform alanlarından biridir.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Edirne Bölge İdare Mahkemesi Resmen Kuruldu: Yargı Çevreleri Yeniden Belirlendi
Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile Edirne Bölge İdare Mahkemesi kuruldu. Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale’nin yeni mahkemenin yargı çevresine dahil edilmesiyle birlikte İstanbul ve Bursa Bölge İdare Mahkemelerinin yargı çevreleri de yeniden düzenlendi.
Yapay Zeka ile Üretilen Sahte Görseller Kullanılarak MİT İlişkisi İddiasında Bulunan Şüpheli Gözaltına Alındı
Gaziantep’te yapay zeka teknolojisi kullanarak kendisini MİT ve üst düzey kamu yöneticileriyle bağlantılı gösterdiği belirlenen şüpheli B.N.E., ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme veya yayma’ suçundan gözaltına alındı. Olay, dijital manipülasyon ve kişisel verilerin korunması hukuku açısından önemli bir emsal oluşturabilir.