Takip Dosyasının Yenilenmesi Talebi, Takibin Devamını Sağlamaya Yönelik İcra İşlemi Niteliğinde Olmadığından Zamanaşımı Süresini Kesmez
Lawantra
23.06.2026
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2025/349 Esas, 2026/253 Karar sayılı ilamı, icra hukukunda zamanaşımı kurumunun uygulanması bakımından önemli bir içtihat oluşturmaktadır. Karar, bonoya dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan icra takibinde, alacaklının dosya yenileme talebinin takibin devamını sağlayan bir icra işlemi niteliğinde olmadığına ve somut olayda kesin aciz vesikası hükmünde bir haciz tutanağının bulunmadığına hükmetmiştir.
Olayda, alacaklı tarafından borçlu aleyhine 2017 yılında bonoya dayalı takip başlatılmış, ödeme emri 24 Nisan 2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. İcra dosyasında en son fiili işlem 27 Eylül 2018 tarihinde yapılmış, alacaklı 15 Aralık 2020 tarihinde dosyanın yenilenmesini talep etmiştir. Borçlu, üç yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu ileri sürerek icranın geri bırakılmasını istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi, takip dayanağının kambiyo senedi niteliğinde olduğunu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 661. maddesi uyarınca bonolar için üç yıllık zamanaşımı öngörüldüğünü, dosya yenileme talebinin zamanaşımını kesen bir icra işlemi olmadığını belirterek şikayeti kabul etmiş ve icranın geri bırakılmasına karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise Akçaabat İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2018/157 Esas, 2019/44 Karar sayılı ilamının kesinleşmiş olduğunu, bu kararın gerekçesinde haciz tutanağının İcra ve İflas Kanunu’nun 143. maddesi anlamında kesin aciz vesikası niteliğinde olduğunun belirtildiğini gerekçe göstererek istinaf başvurusunu kabul etmiş ve şikayetin reddine hükmetmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, Özel Daire kararıyla Bölge Adliye Mahkemesi hükmünü bozmuştur. Bozma gerekçesinde, TTK m. 661 ve m. 662 hükümlerine göre bonolar için üç yıllık zamanaşımı süresinin uygulandığı, zamanaşımını kesen sebeplerin sınırlı olarak sayıldığı, dava, takip talebi, davanın ihbarı veya alacağın iflas masasına bildirilmesi dışında zamanaşımının kesilmeyeceği vurgulanmıştır. İİK m. 105/1 ve m. 143 hükümleri uyarınca haciz tutanağının kesin aciz vesikası hükmünde olabilmesi için borçlunun malvarlığına esaslı bir araştırma yapılmış olması ve haczi kabil mal bulunamaması gerektiği belirtilmiştir. Somut olayda borçlu adına kayıtlı araç ve taşınmaz bulunduğu, haciz tutanağının bu nedenle kesin aciz vesikası niteliğinde kabul edilemeyeceği, ayrıca icra mahkemesi kararının hüküm fıkrası ile gerekçesi arasında çelişki bulunduğu ifade edilmiştir. Dosya yenileme talebinin ise takibin devamını sağlamaya yönelik icra işlemi olmadığı için zamanaşımını kesmediği sonucuna varılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesi direnme kararı vermiş, direnme üzerine dosya Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiştir. HGK, Özel Daire bozma kararını onamış ve direnme kararının bozulmasına hükmetmiştir. Kararda, TTK m. 662’de zamanaşımını kesen sebeplerin sınırlı biçimde sayıldığı, alacaklının takibin devamını sağlamaya yönelik icra işlemlerinin her defasında süreyi yenileyeceği, ancak dosya yenileme talebinin bu nitelikte olmadığı açıkça vurgulanmıştır. Kesin aciz vesikasının zamanaşımını kestiği ve yirmi yıllık süre uyguladığı (İİK m. 143/6), ancak somut olayda ne usulüne uygun bir kesin aciz vesikası ne de İİK m. 105/1 anlamında kesin aciz hükmünde haciz tutanağı bulunduğu belirtilmiştir.
HGK ayrıca icra mahkemesi kararlarının maddi anlamda kesin hüküm oluşturmadığını, ancak aynı takip dosyasında veya aynı alacak için sonraki dosyalarda, aynı taraflar ve aynı konuda verilmiş kesinleşmiş icra mahkemesi kararlarının sonraki kararlar için kesin hüküm teşkil edebileceğini (Baki Kuru’nun görüşüne atıfla) hatırlatmıştır. Somut olayda Akçaabat İcra Hukuk Mahkemesi kararının hüküm fıkrası şikayetin reddi yönünde olmakla birlikte, gerekçesinde hem haciz konulduğunun hem de haczi kabil mal bulunmadığının çelişkili biçimde yazıldığı, bu durumun maddi hataya dayandığı ve aslolanın hüküm fıkrası olduğu ifade edilmiştir.
Karar, avukatlar açısından önemli pratik sonuçlar doğurmaktadır. Alacaklı vekillerinin, zamanaşımını kesmek için dosya yenileme talebi gibi pasif işlemler yerine, borçlunun mallarının haczi, satış talebi gibi aktif icra işlemlerini zamanında yapmaları gerektiği vurgulanmaktadır. Aksi halde üç yıllık zamanaşımı süresi içinde takip yenilenmezse, borçlu tarafından zamanaşımı definin ileri sürülmesiyle icra takibi düşebilecektir. Benzer şekilde, haciz tutanaklarının kesin aciz vesikası niteliği taşıyabilmesi için borçlunun malvarlığına ilişkin esaslı araştırma yapılması, sadece şekli bir haciz tutanağı ile yetinilmemesi gerektiği de içtihatla pekiştirilmiştir.
HGK’nın bu kararı, İİK m. 33/a ve m. 71/2 hükümlerinin kıyasen uygulanması suretiyle zamanaşımı def’inin takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde de her zaman ileri sürülebileceğini bir kez daha teyit etmektedir. Avukatların, müvekkilleri lehine zamanaşımı hesaplarını titizlikle yapmaları, icra dosyasında aktif işlem yapılmasını sağlamaları ve olası çelişkili mahkeme kararlarına karşı gerekçe-hüküm ilişkisini dikkatle incelemeleri mesleki özenin bir gereğidir.
Sonuç olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, takip dosyasının yenilenmesi talebinin zamanaşımını kesmediğini, somut olayda yirmi yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasına imkân verecek kesin aciz vesikası veya hükmünde haciz tutanağı bulunmadığını belirterek, üç yıllık zamanaşımı süresinin dolduğuna ve icranın geri bırakılması gerektiğine hükmetmiştir. Bu içtihat, icra hukukunda zamanaşımı uygulamasının istikrar kazanmasına önemli katkı sağlamaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.04.2026 tarihli, 2025/349 E., 2026/253 K. sayılı karar)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2023/5150 E., 2026/1116 K. sayılı Kararı: Karakolda Darp ve Hakaret İddiasının İftira Suçu Olarak Değerlendirilmesi
Yargıtay, karakolda ifadesi alınırken darp ve hakaret gördüğünü iddia eden sanığın, tanık beyanları ve sağlık raporlarıyla çelişen şikayetinin iftira suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir. Karar, isnat kastının belirlenmesinde tanık ve rapor delillerinin önemini vurgulamaktadır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2024/22294 E., 2025/5149 K. sayılı Kararı: İnfaz Kurumunda Darp İddiası ve İftira Suçu
Yargıtay, infaz kurumunda kavga olayına karışmadığı halde memurlara darp isnadında bulunan hükümlü sanığın eylemini zincirleme iftira suçu olarak nitelendirmiş ve mahkumiyet hükmünü onamıştır. Karar, kamera görüntüleri ve raporların isnat kastının belirlenmesindeki rolünü vurgulamaktadır.