Şüphelinin veya Sanığın İfade Almada ve Sorguda Aldatılması: CMK m.147 ve m.148 Işığında Etkin Pişmanlık Vaadi ve Aldatma Yasağı
Lawantra
06.06.2026
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) temel ilkelerinden biri, şüpheli ve sanığın beyanlarının özgür iradeye dayanması zorunluluğudur. 5271 sayılı Kanun’un 2. maddesinde şüpheli, sanık, soruşturma, kovuşturma, ifade alma ve sorgu kavramları tanımlanmış olup, CMK m.147 ve m.148 bu usullerin şekil ve sınırlarını belirlemektedir.
CMK m.147, ifade alma ve sorgunun tarzını düzenleyen emredici hükümler içermekte, m.148 ise “İfade alma ve sorguda yasak usuller” başlığı altında kötü davranma, işkence, yorma, aldatma, cebir, tehdit ve kanuna aykırı yarar vaadini açıkça yasaklamaktadır. Maddeye göre, bu yasak usullerle elde edilen beyanlar, rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak kullanılamaz (CMK m.148/3).
Özellikle “aldatma” yasağı, ruhsal müdahale niteliğinde olup, şüpheli veya sanığın özgür iradesini sakatlamaktadır. Yazıda, bu yasağın etkin pişmanlık (TCK m.192, m.221 vb.) hükümleriyle ilişkisi özel olarak ele alınmıştır. Etkin pişmanlık, bazı suç tiplerinde (örgüt suçları, uyuşturucu ticareti, malvarlığına karşı suçlar) failin samimi beyanı karşılığında ceza indirimi veya cezasızlık imkânı tanımaktadır.
Ancak etkin pişmanlık vaadinin, suçun bu hükümlere tabi olmadığı durumlarda kullanılması “aldatma” teşkil edebilmektedir. Makale, üç temel olasılığı detaylı biçimde tartışmaktadır:
- Suç etkin pişmanlık kapsamında olduğu halde, yargılama sonunda bu hükümlerin uygulanmaması durumunda alınan beyanın “aldatma” sayılıp sayılmayacağı,
- Suçun etkin pişmanlık kapsamında olmadığı halde bu vaadle beyan alınması,
- Soruşturma aşamasında etkin pişmanlık kapsamında görülen suç vasfının kovuşturma sırasında değişmesi halinde durumun ne olacağı.
Yazarlara göre, kamu görevlisinin (kolluk, savcı, hakim) aldatma kastı bulunmasa dahi, şüphelinin veya sanığın iradesinin sakatlanması halinde beyanın delil değeri tartışmalıdır. Çünkü CMK m.148/1, beyanın özgür iradeye dayanmasını mutlak koşul olarak aramaktadır. “Zehirli ağacın meyvesi zehirlidir” ilkesi gereğince, bu beyanlara dayanılarak elde edilen diğer deliller de hukuka aykırı kabul edilecektir (CMK m.206/2-a, Anayasa m.38/6).
Makale, sanığın susma hakkı, müdafii bulundurma hakkı (CMK m.147/1-c, m.149) ve önceki beyanların okunması (CMK m.213) gibi diğer usul kurallarına da değinmektedir. İkrarın tek başına mahkumiyete yeterli olmadığı, destekleyici delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği klasik ceza hukuku ilkesi bir kez daha vurgulanmıştır.
Hukuk profesyonelleri için bu analiz, savunma stratejisi oluştururken etkin pişmanlık hükümlerinin dikkatli kullanılması, müvekkilin iradesinin her koşulda korunması ve olası usul ihlallerine itiraz mekanizmalarının işletilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Sonuç bölümünde, şüphelinin doğru bir şekilde bilgilendirilmesi, müdafiinin etkin katılımı ve irade sakatlamasının her türlüsünün önüne geçilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Bu yaklaşım, ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşma ile savunma hakkının dengelenmesi açısından kritik bir çerçeve sunmaktadır.
Prof. Dr. Ersan Şen ve Av. Taner Akıncı’nın bu ortak çalışması, doktrinde önemli bir boşluğu doldurmakta ve uygulamacı avukatlara pratik bir rehber niteliği taşımaktadır. Özellikle örgütlü suçlar, uyuşturucu davaları ve malvarlığı suçlarında savunma yapan meslektaşlarımızın bu ince ayrımlara hakim olması, müvekkil haklarının korunması bakımından zorunludur.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay’dan Çıraklık Sigortası ve Hizmet Tespiti Davalarında Araştırma Yükümlülüğü Kararı
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, çıraklık döneminde üretime fiilen katılımın eğitimden ağır basması halinde sigortalılık niteliğinin kazanılabileceğini belirterek, mahkemelerin bu konuda titiz ve geniş araştırma yapması gerektiğini vurguladı.
Bozma Sonrası Bölge Adliye Mahkemesince Duruşma Açılması Halinde Islah Talebi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bozma sonrası duruşma açılarak tahkikata devam edilen davalarda nafaka ve maddi tazminat yönünden ıslah yapılabileceğini, mahkemenin ıslah için süre vermesi gerektiğini belirterek kararı bozdu.