Suça Sürüklenen Çocuklara Yönelik Cezai Yaptırımlar: Uluslararası Modeller, Türk Hukuku ve Reform Önerileri
Lawantra
03.06.2026
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesi, yaş küçüklüğüne bağlı ceza sorumluluğunu kademeli olarak düzenlemektedir. Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu bulunmamakta, bu kişiler hakkında yalnızca çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilmektedir. 12-15 yaş grubunda fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ile davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediği araştırılmakta, yetenek var ise cezalar belirli oranlarda indirilmektedir. 15-18 yaş grubunda ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 18-24 yıla, müebbet hapis 12-15 yıla indirilmekte, diğer cezaların üçte biri indirilmekte ve her fiil için hapis cezası üst sınırı 12 yılı geçememektedir.
Bu sistem, Kara Avrupası modeline yakındır. Avrupa’da çocuk ceza hukukunun temel amacı cezalandırma değil, yeniden sosyalleştirme ve rehabilitasyondur. Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerde uyarı, eğitim tedbirleri ve son çare olarak hapis modeli uygulanmaktadır. Cezai sorumluluk yaşı genellikle 14-15’tir. Müebbet hapis çocuklara ya uygulanmamakta ya da ciddi şekilde sınırlandırılmaktadır.
Anglo-Sakson sisteminde ise sorumluluk yaşı daha düşüktür (İngiltere ve Galler’de 10, İskoçya ve Kanada’da 12). Bu sistemde kapalı kurum, elektronik izleme, toplum hizmeti ve ağır suçlarda yetişkin mahkemesine sevk gibi uygulamalar görülmektedir. Özellikle ABD’de bazı eyaletlerde 16-17 yaşındakiler yetişkin mahkemelerinde yargılanabilmektedir.
Türkiye, TCK m. 31 ve Çocuk Koruma Kanunu ile genel olarak Kara Avrupası modeline yakındır. Çocuk mahkemeleri ve çocuk ağır ceza mahkemelerinin varlığı, güvenlik tedbirlerinin ön plana çıkarılması ve eğitim yaklaşımı bu benzerliği güçlendirmektedir. Ancak uygulamada çocuklar ile yetişkinlerin iştirak halinde işledikleri suçlarda dosya birleştirme pratikleri, çocuk mahkemelerinin usul güvencelerini zayıflatabilmektedir.
Yazarın reform önerileri şu şekildedir: “Suça sürüklenen çocuk” kavramı yerine “çocuk şüpheli” sıfatının kullanılması, çocukların yetişkinlerle birlikte yargılanmasının önlenmesi, 12 yaş alt sınırına ve kademeli indirim sistemine devam edilmesi, temel amacın eğitim ve rehabilitasyon olması, tüm soruşturma ve kovuşturmaların fiziken ayrı çocuk adliyelerinde yürütülmesi, uzmanlaşmış hakim, savcı ve kolluk personeli ile çocuk ıslah evlerinde infazın gerçekleştirilmesi.
Ayrıca silahlı suç örgütlerinin çocukları istismar etmesi karşısında TCK m. 31’e eklenecek bir hükümle kasten öldürme, yaralama, yağma, silahlı tehdit ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet gibi katalog suçlarda çocuklara verilen cezaların kademeli olarak artırılması, ancak müebbet hapis cezasının uygulanmaması önerilmektedir.
Avukatlar ve çocuk hukuku uzmanları açısından bu öneriler, hem uluslararası standartlarla uyumu hem de çocuk haklarının korunmasını amaçlamaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Çocuk Mahkemeleri Birleşmiş Milletler Minimum Standart Kuralları (Beijing Kuralları) göz önünde bulundurulduğunda, çocuk yargılamalarında rehabilitasyon odaklı yaklaşımın güçlendirilmesi zorunludur.
Uygulamada çocuk adliyelerinin yaygınlaştırılması, personelin sürekli eğitimi ve teşvik edilmesi, tedbirlerin öncelikli uygulanması ve infazın çocuklara özgü kurumlara tahsisi, sistemin etkinliğini artıracaktır. TCK m. 31’deki indirim mekanizması korunmakla birlikte, çocukları suç işlemeye azmettiren yetişkinlere yönelik cezaların artırılması, caydırıcılık açısından önemli bir denge unsuru oluşturabilir.
Sonuç olarak çocuk ceza hukuku, cezalandırmadan ziyade topluma kazandırma amacını ön planda tutmalıdır. Yargıtay ve istinaf mahkemelerinin kararlarında da bu yaklaşımın güçlenmesi, çocuk hakları alanında önemli mesafe kat edilmesini sağlayacaktır. Hukuk profesyonelleri, müvekkilleri olan çocuklar ve aileleri için bu ilkeleri savunma stratejilerinde merkeze almalıdır.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Muris Muvazaasında Murisin Gerçek İradesinin Tespiti: Yargıtay İçtihatları ve Uygulama Esasları
Muris muvazaası davalarında belirleyici unsur, murisin gerçek iradesinin satış mı yoksa mirasçılardan mal kaçırma amacıyla bağış mı olduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Makale, Yargıtay'ın 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında bedel ödenmesi, aile içi paylaşım ve ispat yükü gibi konuları detaylı biçimde ele almaktadır.
AYM'nin 2020/39936 Başvuru Numaralı Kararı: Bağlantılı Suçlarda Kısmi Kesinleşme ve Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı
Anayasa Mahkemesi, KPSS soruşturmasında bağlantılı suçlardan birinin istinafta kesinleşip infaz edilmesine rağmen diğerinin temyiz incelemesinin devam etmesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Karar, aynı maddi vakıalarla ilgili çelişkili kararların hukuk güvenliğini zedelediğini vurgulamaktadır.