Sağlık Turizminde “Sonuç Garantisi” Tuzağı: Yargıtay’ın Estetik Müdahalelere Bakış Açısı ve Sorumluluk Rejimi
Lawantra
03.06.2026
Sağlık turizmi sektörünün Türkiye’de hızla büyümesiyle birlikte estetik cerrahi, saç ekimi, diş implantları ve bariatrik cerrahi gibi işlemler yabancı hastalar tarafından yoğun talep görmektedir. Bu süreçte hukuki uyuşmazlıkların artması, Yargıtay’ın estetik müdahalelere ilişkin yaklaşımını önemli hale getirmiştir. Artık mahkemeler, yalnızca “ameliyat teknik olarak doğru yapıldı mı?” sorusunu değil, “hastaya vaat edilen sonuç gerçekleşti mi?” sorusunu da sormaktadır. Bu durum, hekim ve sağlık kuruluşlarının sorumluluk alanını önemli ölçüde genişletmektedir.
Saç ekimi işlemlerinde Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2022/4360 E. – 2024/322 K. sayılı kararı emsal niteliğindedir. Hasta, ekim sonrası beklenen saç yoğunluğuna ulaşılamadığı ve kafa derisinde iz kaldığı gerekçesiyle tazminat talebinde bulunmuştur. Bilirkişi raporu tıbbi standartlara uyulduğunu belirtmesine rağmen Daire, kararın bozulmasına hükmetmiştir. Kararda, operasyonun teknik doğruluğunun yanı sıra estetik amacın gerçekleşip gerçekleşmediğinin de araştırılması gerektiği vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, saç ekimi davalarında klasik tedavi sözleşmesi yerine eser sözleşmesi niteliğinin ağır bastığını göstermektedir. Hekim, yalnızca özeni göstermekle değil, makul estetik sonucu da gerçekleştirmekle yükümlü kabul edilmektedir.
Rinoplasti (burun ameliyatı) davalarında ise durum farklılık arz etmektedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2024/1998 E. – 2025/984 K. sayılı kararında, hem fonksiyonel hem estetik gerekçelerle yapılan operasyon vekalet sözleşmesi kapsamında değerlendirilmiştir. Küçük estetik farklılıklar komplikasyon olarak nitelendirilmiş ve dava reddedilmiştir. Karar, operasyonun tıbbi gerekliliğinin güçlü belgelerle desteklenmesi halinde hekim sorumluluğunun “sonuç garantisi”nden ziyade “özen yükümlülüğü” çerçevesinde inceleneceğini ortaya koymaktadır. Bu ayrım, avukatların davalarda sözleşme niteliğini doğru tespit etmesinin önemini vurgulamaktadır.
Meme estetiği davalarında en kritik husus aydınlatılmış onamdır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2022/2697 E. – 2023/3137 K. sayılı kararında, meme küçültme operasyonuna ek olarak kol germe işlemi için ayrı onam alınmadığı tespit edilmiş ve bu eksiklik bozma nedeni sayılmıştır. Karar, her cerrahi müdahalenin kendi hukuki riskini doğurduğunu ve genel onam formunun ek işlemler için yeterli olmadığını net biçimde ifade etmektedir. Sağlık turizminde dil bariyeri nedeniyle yabancı hastaların genel onam formlarını anlamadan imzalaması, bu riski daha da artırmaktadır.
Diş implantları ve estetik diş tedavilerinde ise eser sözleşmesi yaklaşımı daha belirgindir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2022/1772 E. – 2023/1500 K. sayılı kararında Empress kaplamalarda meydana gelen kırıklar incelenmiştir. Mahkeme, komplikasyonun varlığından ziyade hekimin komplikasyon sonrası revizyon önerip önermediğini, hastayı takip edip etmediğini ve alternatif çözümler sunup sunmadığını değerlendirmiştir. Bu karar, hekimlerin yalnızca müdahale sırasında değil, sonrasında da özen yükümlülüğünü sürdürmesi gerektiğini göstermektedir.
Bariatrik cerrahide ise komplikasyonlar (kaçağın, enfeksiyon, tromboemboli) literatürde bilinen riskler olarak kabul edilmektedir. Yakın tarihli istinaf kararlarında, komplikasyonun zamanında tespit edilmesi ve gerekli müdahalelerin eksiksiz yapılması halinde dava reddedilmiştir. Mahkemeler, komplikasyonun kendisinden ziyade yönetimini incelemektedir.
Yargıtay kararları toplu olarak değerlendirildiğinde mahkemelerin dört temel soru sorduğu görülmektedir: Hastaya belirli bir sonuç vaat edildi mi? Hasta yeterince aydınlatıldı mı? Komplikasyon doğru yönetildi mi? Tüm süreç eksiksiz belgelendi mi? Bu soruların cevapları, davanın sonucunu belirlemektedir.
Sağlık turizminde göz ardı edilen riskler arasında dil bariyeri, sosyal medya ve WhatsApp yazışmaları (“harika sonuç alacaksınız”, “iz kalmayacak” gibi vaatler), aracı kuruluşların müteselsil sorumluluğu ve KVKK kaynaklı veri aktarımı sorunları öne çıkmaktadır. 2025-2026 döneminde eser sözleşmesi yaklaşımının güçlenmesi, dijital delillerin ağırlığının artması ve kişisel verilerin korunması kaynaklı yeni sorumluluklar beklenmektedir.
Avukatlar ve sağlık hukuku profesyonelleri için bu gelişmeler, savunma ve dava stratejilerinde belgelendirme disiplini, aydınlatma prosedürleri ve risk yönetimi protokollerinin önemini artırmaktadır. Sağlık kuruluşları, operasyon başarısından öte “yarın mahkemede bunu ispatlayabilecek miyiz?” sorusunu sormak zorundadır. Çünkü tartışılan husus, müdahalenin kendisi değil, belgelendirilme biçimidir.
Sonuç olarak Yargıtay’ın estetik müdahalelere yaklaşımı, hasta beklentilerinin yönetilmesi, sözleşme niteliğinin doğru tespiti ve süreç yönetiminin hukuki güvence altına alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu içtihatlar, sağlık turizmi sektöründe çalışan avukatlara önemli mesleki rehberlik sunmakta ve hekim-hasta ilişkisinde şeffaflık ile belgelendirmenin hukuki koruma açısından kritik rolünü vurgulamaktadır.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Muris Muvazaasında Murisin Gerçek İradesinin Tespiti: Yargıtay İçtihatları ve Uygulama Esasları
Muris muvazaası davalarında belirleyici unsur, murisin gerçek iradesinin satış mı yoksa mirasçılardan mal kaçırma amacıyla bağış mı olduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Makale, Yargıtay'ın 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında bedel ödenmesi, aile içi paylaşım ve ispat yükü gibi konuları detaylı biçimde ele almaktadır.
AYM'nin 2020/39936 Başvuru Numaralı Kararı: Bağlantılı Suçlarda Kısmi Kesinleşme ve Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı
Anayasa Mahkemesi, KPSS soruşturmasında bağlantılı suçlardan birinin istinafta kesinleşip infaz edilmesine rağmen diğerinin temyiz incelemesinin devam etmesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Karar, aynı maddi vakıalarla ilgili çelişkili kararların hukuk güvenliğini zedelediğini vurgulamaktadır.