Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yolunda Ödeme Emrinin Usulsüz Tebliği ve Tebliğ Tarihinin Düzeltilmesi
Lawantra
14.06.2026
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2025/490 Esas, 2025/2522 Karar sayılı ilamı, kambiyo senetlerine dayalı icra takiplerinde tebligat usulüne ilişkin önemli bir içtihat ortaya koymaktadır. Karar, Tebligat Kanunu ve Tebligat Yönetmeliği’ndeki şekil şartlarının titizlikle uygulanmasının zorunluluğunu, aksi halde tebliğ işleminin usulsüz sayılacağını net biçimde hükme bağlamıştır.
Somut olayda, alacaklı tarafından kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan icra takibinde borçlu, ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğunu, tebligattan 25.04.2023 tarihinde haberdar olduğunu ileri sürerek tebliğ tarihinin düzeltilmesini, sair itiraz nedenleriyle birlikte borca itirazını talep etmiştir. Ankara 10. İcra Hukuk Mahkemesi, usulsüz tebligat şikayeti ve zamanaşımı itirazının reddine, borca itirazının ise süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Borçlunun istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi istinaf başvurusunun esastan reddine hükmetmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, dosyayı incelediğinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebligat Mazbatası” başlıklı 23. maddesinin 9. bendinde “tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzası”nın bulunmasının emredici nitelikte olduğunu vurgulamıştır. Aynı şekilde Tebligat Yönetmeliği’nin 35. maddesinin (ğ) bendinde de tebliğ mazbatasında tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasının bulunmasının zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır.
Somut olayda, borçlu adına Tebligat Kanunu md. 21/2 gereğince tebliğ edilmesi şerhi verilerek çıkarılan ödeme emrinin 24.07.2018 tarihinde, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresine tebliğ imkansızlığı nedeniyle mahalle muhtarına teslim edildiği, 2 nolu haber kağıdının yapıştırıldığı anlaşılmıştır. Ancak tebliğ evrakı üzerinde tebliğ memurunun adı ve soyadının bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu eksiklik, tebligat işlemini doğrudan usulsüz kılmaktadır.
Daire, Tebligat Kanunu md. 32 ve Tebligat Yönetmeliği md. 53 hükümlerini hatırlatarak, usule aykırı tebliğin, muhatabın tebliğe muttali olması halinde geçerli sayılacağını, ancak muhatabın takipten daha önce haberdar olduğuna dair delil bulunmaması durumunda, muhatabın beyan ettiği tarihin tebliğ tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu çerçevede mahkemece öncelikle borçlunun başvurusunun süresinde olup olmadığının denetlenmesi, borçlunun beyan ettiği tarihten önce takipten haberdar olduğuna dair somut bir delil bulunup bulunmadığının araştırılması, böyle bir delil yoksa işin esasına girilerek borca itiraz, zamanaşımı ve sair itiraz nedenlerinin incelenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Mahkemenin bu incelemeyi yapmadan yazılı şekilde karar vermesi isabetsiz bulunmuştur.
Yargıtay, borçlunun temyiz isteminin kabulü ile 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK md. 364/2’nin göndermesiyle uygulanması gereken HMK md. 373/1 uyarınca hem Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararının kaldırılmasına hem de Ankara 10. İcra Hukuk Mahkemesi’nin kararının bozulmasına hükmetmiştir. Peşin alınan temyiz harcı iade edilmiş, dosya ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir. Karar oybirliğiyle verilmiştir.
Bu karar, icra hukukunda tebligat mazbatalarının şekil şartlarına uyulmamasının ağır sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Özellikle kambiyo senetlerine dayalı takiplerde, borçluların usulsüz tebligat iddiasıyla tebliğ tarihinin düzeltilmesini talep etmesi ve gecikmiş itiraz hakkını kullanabilmesi açısından kritik önem taşımaktadır.
Avukatlar için önemli bir uyarı niteliği taşıyan karar, tebligat mazbatalarının incelenmesinde Tebligat Kanunu md. 23 ve Yönetmelik md. 35’teki unsurların tek tek kontrol edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Tebliğ memurunun adı-soyadının eksik yazılması gibi basit bir şekil eksikliği bile, tebliğ işleminin iptalini ve tebliğ tarihinin borçlunun beyanına göre düzeltilmesini gerektirebilmektedir.
Uygulamada, alacaklı vekillerinin tebligat işlemlerini takip ederken mazbataların usulüne uygun düzenlenmesini sağlaması, olası usulsüz tebligat şikayetlerini önleyecektir. Borçlu vekilleri ise, müvekkillerine tebliğ edildiği iddia edilen evrakların mazbatalarını titizlikle inceleyerek usulsüzlük iddiasını somut delillerle desteklemelidir. Karar, aynı zamanda Tebligat Kanunu md. 32’nin “öğrenme tarihi” kavramının etkili biçimde kullanılabileceğini göstermektedir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin bu içtihadı, icra takibinin başlangıç aşamasında usul kurallarına riayetin, takibin hukuki geçerliliği açısından vazgeçilmez olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Benzer uyuşmazlıklarla karşılaşan meslektaşlarımızın savunma stratejilerinde bu emsali dikkate almaları, müvekkillerinin haklarının korunması bakımından büyük önem arz etmektedir.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Hukuk Dilinde "Derkenar" Kavramı: Tarihsel, Hukuki ve Mesleki Boyutları
Osmanlı bürokrasisinden günümüz dijital yargı sistemine derkenar kavramının evrimi, hukukçulara sunduğu mesleki dersler ve ayrıntıların önemine dair derinlemesine analiz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025 Yılı Boşanma Kararları: Kusur Tayini, Nafaka ve Tazminat Uygulamaları
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin dört ayrı boşanma davasında kusur belirlemesi, tazminat miktarları, istinaf-temyiz sınırları ve iştirak nafakası hakkaniyeti üzerine verdiği emsal kararların detaylı incelemesi.