Islahın Sınırı mı, Hak Arama Özgürlüğünün Sınırı mı? Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının Usul Hukukuna Etkileri
Lawantra
01.07.2026
Medeni usul hukukunda alınan bazı kararlar, bireysel uyuşmazlıkların ötesine geçerek yargılama sisteminin temel dinamiklerini yeniden şekillendirir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 08.05.2026 tarih ve 2021/8 Esas, 2026/1 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararı da bu kategoride değerlendirilmelidir. Resmi Gazete'de 30 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan bu karar, HMK m. 176 ve devamı maddelerinde düzenlenen ıslah kurumunun sınırlarını netleştirmekte ve avukatların dava stratejilerinden mahkemelerin ön inceleme yaklaşımına kadar geniş yankılar yaratmaktadır.
Kararın temel meselesi, dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin, sonradan kısmen ıslah yoluyla aynı davaya dahil edilip edilemeyeceğidir. Büyük Genel Kurul, bu soruya olumsuz cevap vererek, dava dilekçesinde bağımsız bir şekilde yer almayan bir talebin ıslah yoluyla ileri sürülemeyeceği yönünde içtihat birliği sağlamıştır. Bu sonucun kendisi kadar, kararın yaklaşık kırk sayfalık gerekçesi de büyük önem taşımaktadır. Gerekçede tasarruf ilkesi, taraflarca getirilme ilkesi, taleple bağlılık ilkesi (HMK m. 26), hukuki dinlenilme hakkı (Anayasa m. 36 ve HMK m. 27), ön inceleme aşaması (HMK m. 137 vd.), usul ekonomisi ve hukuki güvenlik ilkeleri detaylı biçimde analiz edilmiştir. Ayrıca Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Muhammet Özekes, Prof. Dr. Süha Tanrıver gibi önde gelen usul hukukçularının görüşleri tek tek ele alınarak doktrinel bir tartışma zemini oluşturulmuştur.
Bu kararın avukatlar açısından kritik önemi, dava stratejilerini doğrudan etkilemesidir. Özellikle işçilik alacakları, kira uyuşmazlıkları, eser sözleşmesi ve vekalet sözleşmesinden doğan davalar ile boşanmaya bağlı mal rejimi davalarında, dava dilekçesinde sehven atlanan bir alacak kaleminin aynı dava içinde ıslah yoluyla talep edilmesi artık mümkün değildir. Bu durum, avukatların dava dilekçesi hazırlama sürecinde azami özen göstermesini zorunlu kılmakta, aksi takdirde müvekkillerin hak kaybına uğraması riskini artırmaktadır. Karar, aynı zamanda dava dilekçesinin yalnızca davayı başlatan bir belge olmanın ötesinde, yargılamanın sınırlarını kesin olarak çizen kurucu bir usul işlemi olduğunu vurgulamaktadır.
Yargıtay Daireleri Arasındaki Görüş Ayrılığı ve İçtihat Birliğinin Gerekçesi
İçtihadı birleştirme kararları, Yargıtay daireleri arasındaki uygulama farklılıklarını gidermek amacıyla verilir. Bu kararda da Hukuk Genel Kurulu ile çeşitli hukuk daireleri arasında uzun süredir var olan görüş ayrılığı giderilmiştir. Birinci görüş, aynı hukuki ilişkiden doğan ve dava dilekçesinde maddi vakıaları açıklanan bir talebin, harç yatırılmak suretiyle kısmen ıslah yoluyla davaya eklenebileceğini savunmaktaydı. Bu yaklaşım özellikle Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından işçilik alacakları davalarında benimsenmiş, 4. ve 11. Hukuk Daireleri de bazı kararlarında benzer yönde eğilim göstermişti. Bu görüşün temel dayanağı usul ekonomisi ilkesiydi; aynı hukuki ilişkiden doğan uyuşmazlıkların tek dosyada görülmesinin yargılama sürelerini kısaltacağı ve kaynak israfını önleyeceği savunuluyordu.
İkinci görüş ise ıslah kurumunun istisnai niteliğine vurgu yapmaktaydı. HMK m. 176 vd. hükümlerinin yalnızca daha önce yapılmış usul işlemlerinin düzeltilmesine imkan tanıdığını, dava dilekçesinde hiç yer almayan bir talep bakımından ise ıslah edilecek bir usul işlemi bulunmadığını belirtmekteydi. Bu görüşün en güçlü temsilcisi Yargıtay 3. Hukuk Dairesi olup, kapatılan 14., 16. ve 17. Hukuk Daireleri de aynı doğrultuda kararlar vermişti. Bu daireler, yeni bir talebin ıslah yoluyla eklenmesini fiilen yeni bir dava açmak olarak nitelendirmekteydi.
Büyük Genel Kurul, ikinci görüşü benimseyerek içtihadı birleştirmiştir. Kararda, dava dilekçesinin HMK m. 119 uyarınca uyuşmazlığın sınırlarını belirleyen temel belge olduğu, ön inceleme aşamasında (HMK m. 137-144) bu sınırların kesinleştiği ve davalının hukuki dinlenilme hakkının (Anayasa m. 36, HMK m. 27) bu sınırlar içinde korunduğu vurgulanmıştır. Usul ekonomisinin önemli olmakla birlikte, hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve savunma hakkı karşısında ikincil planda kalması gerektiği kabul edilmiştir.
Öğretideki Tartışmalar ve Kararın Doktrinel Katkısı
Karar, yalnızca Yargıtay içtihatlarını değil, doktrindeki görüşleri de kapsamlı biçimde tartışmıştır. Islahın geniş yorumlanmasını savunan görüşte, Üstündağ, Kuru, Pekcanıtez, Atalay, Özekes, Tanrıver ve Akkaya gibi isimler, hak arama özgürlüğü (Anayasa m. 36) ve usul ekonomisine öncelik tanınması gerektiğini belirtmekteydi. Bu görüşe göre, aynı hukuki ilişkiden doğan taleplerin tek davada birleştirilmesi, gereksiz yere birden fazla dava açılmasını önleyecek ve yargılamanın etkinliğini artıracaktı.
Dar yorumu savunan görüşte ise Orhan Eroğlu, Adnan Deynekli ve Leyla Akyol Aslan ön plana çıkmaktadır. Eroğlu, yeni taleplerin ıslah yoluyla eklenmesinin objektif dava birleşmesi sonucunu doğuracağını ve HMK sistematiğine aykırı düştüğünü vurgulamıştır. Akyol Aslan ise, bağımsız bir talebin sonradan eklenmesinin ıslah değil, yeni bir dava niteliği taşıdığını ifade etmiştir.
Büyük Genel Kurul, ikinci görüşü tercih ederek ıslah kurumunun dar yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Kararda, ıslahın yalnızca mevcut usul işlemlerini düzeltme işlevi taşıdığı, yeni ve bağımsız bir talebin ise ancak ayrı bir dava ile ileri sürülebileceği belirtilmiştir. Bu yaklaşım, taleple bağlılık ilkesini (HMK m. 26) ve dava dilekçesinin kurucu fonksiyonunu ön plana çıkarmaktadır.
Kararın Uygulamaya Yansımaları ve Avukatlara Öneriler
Bu içtihadı birleştirme kararı, avukatlar için önemli stratejik sonuçlar doğurmaktadır. Artık dava dilekçesinde tüm olası taleplerin, mümkün olan en geniş biçimde ve yedek taleplerle birlikte belirtilmesi zorunluluğu artmıştır. Aksi takdirde, unutulan bir talep için ayrı bir dava açılması gerekecek, bu da zamanaşımı risklerini ve ek harç yükünü beraberinde getirecektir.
Uygulamada usul ekonomisi açısından eleştiriler beklenmektedir. Özellikle işçilik alacakları davalarında, birden fazla alacak kaleminin tek tek dava konusu yapılması, mahkemelerin iş yükünü artırabilir. Ancak karar, hukuki güvenlik ve savunma hakkına verdiği öncelik nedeniyle bu eleştirilere karşı durmaktadır.
Kararın bir diğer tartışmalı yönü, üçüncü görüşmede oy çokluğuyla alınmış olmasına rağmen Resmi Gazete'de karşı oy gerekçelerine yer verilmemesidir. Bu durum, doktrindeki tartışmaların zenginleşmesini engelleyebilir. Karşı oy yazılarının yayımlanması, içtihadın gelecekteki gelişimi açısından faydalı olacaktır.
Sonuç olarak, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 2021/8 Esas, 2026/1 Karar sayılı kararı, ıslah kurumunun sınırlarını dava dilekçesiyle belirlemiş, taleple bağlılık ve hukuki dinlenilme hakkını usul ekonomisinin önüne çıkarmıştır. Bu karar, avukatlara dava dilekçesi hazırlama sürecinde daha titiz davranma zorunluluğu getirmekte, aynı zamanda usul hukukunun temel ilkeleri arasındaki dengeye ilişkin önemli bir hukuki duruş ortaya koymaktadır. Kararın uygulamadaki yansımaları ve olası yasal düzenleme ihtiyaçları, önümüzdeki dönemde hem öğretide hem de yargı pratiğinde yoğun tartışmalara konu olmaya devam edecektir.
Okuma süresi: 12 dakika
Etiketler: Islah, HMK 176, İçtihadı Birleştirme Kararı, Taleple Bağlılık, Hukuki Dinlenilme Hakkı, Usul Ekonomisi, Dava Dilekçesi, Yargıtay Büyük Genel Kurulu
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
İzinsiz Define Araştırması Suçunda Keşif ve Bilirkişi İncelemesi Zorunluluğu - Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/3392 E., 2024/4975 K.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2863 sayılı Kanun kapsamında izinsiz define araştırması suçunda, suçun işlendiği yerin 6. madde kapsamındaki korunması gerekli alan olup olmadığının fen ve arkeolog bilirkişi heyeti ile keşif yapılarak kesin olarak tespit edilmesi gerektiğini belirterek mahkumiyet kararını bozmuştur.
İzinsiz Kazı ve Define Araştırması Suçlarının Ayrımı - Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2023/96 E., 2025/1538 K.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2863 sayılı Kanun'un 74. maddesinde düzenlenen izinsiz kazı ve define arama suçları arasındaki farkı somut olayda inceleyerek, fiziki kazı varlığında izinsiz define arama suçunun değil, izinsiz kazı suçunun oluşacağına hükmetmiştir.