İhaleye Fesat Karıştırma İddiasıyla Açılan Şikayette Gerekçeli Kararın Usulsüz Tebliğinin Sonuçları ve Bozma Kararı
Lawantra
14.06.2026
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2020/825 Esas, 2020/1370 Karar sayılı ilamı, icra hukukunda ihale sürecine ilişkin şikayetlerde tebligat usulünün önemini ve usulsüz tebligatın yargılama aşamalarına etkisini detaylı biçimde irdelemektedir. Karar, özellikle gerekçeli kararın tebliğ usulüne uygun yapılmamasının istinaf incelemesinin kapsamını daraltmasının hukuka aykırılığını vurgulamaktadır.
Somut olayda, borçlu, ihaleye fesat karıştırıldığını, ihaleye girmek isteyen kişilerin engellendiğini ve tanıklarının dinlenmediğini ileri sürerek ihalenin feshini talep etmiştir. İlk derece icra hukuk mahkemesi, ihalenin feshini gerektirecek somut delil sunulmadığı, kamu düzenine ilişkin bir fesih nedeni de bulunmadığı gerekçesiyle şikayetin reddine ve ihale bedelinin %10’u oranında para cezasına hükmetmiştir. Borçlu bu karara istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi, borçlunun gerekçeli istinaf dilekçesi sunmadığı, yalnızca süre tutum dilekçesi verdiği, bu nedenle incelemenin kamu düzeniyle sınırlı yapılacağı ve kamu düzenine aykırılık tespit edilmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. Borçlu, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararının kendisine usulüne uygun tebliğ edilmediğini ileri sürerek temyiz yoluna başvurmuştur.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, dosyayı incelediğinde ilk derece mahkemesi kararının davacının yüzüne karşı 29.08.2019 tarihinde verildiği, 09.09.2019 tarihinde yasal 10 günlük süre içinde süre tutum dilekçesinin sunulduğu ancak gerekçeli istinaf dilekçesinin verilmediği tespitini yapmıştır. Ancak asıl kritik nokta, mahkemenin gerekçeli kararının tebliğine ilişkin tebligat mazbatasının incelenmesidir. Mazbatada, muhatabın adres dışında olduğu bilgisini veren komşunun adı ve soyadının belirtilmediği anlaşılmıştır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesi gereğince, tebligat mazbatasında komşunun kimlik bilgilerinin bulunmaması tebligat işlemini usulsüz kılmaktadır. Borçlu, temyiz dilekçesinde yerel mahkeme kararının usulsüz tebliğ edildiğini, bu nedenle karardan usulüne uygun haberdar olmadığını ve esasa ilişkin itirazlarını sunamadığını belirtmiştir.
Daire, istinaf talep eden borçluya gerekçeli kararın usulsüz tebliğ edildiğini, dolayısıyla gerekçeli istinaf dilekçesini sunma imkanından mahrum bırakıldığını tespit etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin kamu düzeniyle sınırlı inceleme yapması, usulsüz tebligat nedeniyle borçlunun savunma hakkının kısıtlanması neticesinde ortaya çıkmıştır. Bu durum, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK md. 364/2 ile uygulanması gereken HMK md. 373/2 uyarınca bozma nedeni oluşturmaktadır.
Yargıtay, bölge adliye mahkemesi kararının bozulmasına, bozma nedenine göre borçlunun sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın iadesine hükmetmiştir. Karar oybirliğiyle verilmiştir.
Bu içtihat, icra hukukunda tebligat usulüne riayetin ne denli kritik olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Özellikle ihale feshi şikayetlerinde, ilk derece mahkemesi kararının usulüne uygun tebliğ edilmemesi halinde istinaf incelemesinin daraltılarak kamu düzeniyle sınırlı yapılması, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyetine ve HMK md. 27’de düzenlenen hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil etmektedir.
Uygulamada, icra hukuk mahkemesi kararlarının tebliğ mazbatalarının Tebligat Kanunu ve Tebligat Yönetmeliği’ndeki şekil şartlarına uygunluğunun titizlikle denetlenmesi gerekmektedir. Mazbatada komşu, muhtar, yönetici veya kapıcı gibi kişilerin kimlik bilgilerinin tam ve eksiksiz yazılması, tebliğ memurunun adı-soyadı ve imzasının bulunması zorunludur. Aksi halde doğacak usulsüz tebligat, yargılama usulünün baştan sona etkilenmesine yol açabilecektir.
Avukatlar açısından bu karar, müvekkilleri aleyhine verilen icra mahkemesi kararlarına karşı istinaf ve temyiz yoluna başvururken tebligat usulüne ilişkin itirazların öncelikle ileri sürülmesi gerektiğini göstermektedir. Usulsüz tebligat iddiası, hem istinaf hem de temyiz aşamasında etkili bir savunma aracı olabilmektedir. Karar aynı zamanda bölge adliye mahkemelerinin, usulsüz tebligat nedeniyle gerekçeli karar tebliğ edilemeyen dosyaları kamu düzeniyle sınırlı incelemek yerine, usulüne uygun tebliğ sağlanarak tam inceleme yapması gerektiğini vurgulamaktadır.
Sonuç olarak, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin anılan kararı, icra hukukunda usulsüz tebligatın yarattığı usul sakatlıklarının düzeltilmesi bakımından önemli bir emsal teşkil etmekte, savunma hakkının etkin kullanımı ve hukuki dinlenilme ilkesinin korunması açısından meslektaşlarımıza rehber niteliği taşımaktadır.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Hukuk Dilinde "Derkenar" Kavramı: Tarihsel, Hukuki ve Mesleki Boyutları
Osmanlı bürokrasisinden günümüz dijital yargı sistemine derkenar kavramının evrimi, hukukçulara sunduğu mesleki dersler ve ayrıntıların önemine dair derinlemesine analiz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025 Yılı Boşanma Kararları: Kusur Tayini, Nafaka ve Tazminat Uygulamaları
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin dört ayrı boşanma davasında kusur belirlemesi, tazminat miktarları, istinaf-temyiz sınırları ve iştirak nafakası hakkaniyeti üzerine verdiği emsal kararların detaylı incelemesi.