Hükümde Hukuka Aykırı Delilin İncelenme Sırası ve Delilin Reddi: CMK ve Anayasa Çerçevesinde Değerlendirme
Lawantra
17.06.2026
Ceza muhakemesinde hukuka aykırı delillerin kullanılıp kullanılamayacağı, incelenme sırası ve hüküm gerekçesindeki yeri, doktrinde ve yargı kararlarında uzun süredir tartışılan konulardandır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve Anayasa’nın ilgili hükümleri çerçevesinde yapılan bu analiz, avukatlar ve ceza hukuku uygulayıcıları için önemli pratik sonuçlar doğurmaktadır.
Anayasa’nın 38’inci maddesinin altıncı fıkrası ile CMK’nın 206/2-a ve 217/2 maddeleri, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin kullanılamayacağını açıkça hükme bağlamıştır. Bu düzenlemeler, delilin lehine veya aleyhine olup olmadığına ve hukuka aykırılığı kimin gerçekleştirdiğine bakmaksızın genel bir yasak getirmektedir. CMK m.206/2-a uyarınca, kanuna aykırı olarak elde edilen delil, talep üzerine veya resen reddedilmelidir.
Ancak uygulamada önemli bir ayrım ortaya çıkmaktadır. Sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği durumlarda, delilin hukuka aykırı niteliği göz ardı edilerek doğrudan beraat kararı verilmesi doğru mudur? Bu soruya cevap verirken CMK m.223/2’de düzenlenen beraat halleri arasında ayrım yapmak gerekmektedir. Özellikle “yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması” (m.223/2-e) ile “işlenmediğinin sabit olması” (m.223/2-b) halleri farklı gerekçelendirme gerektirir.
Eğer dosya kapsamında sunulan delillerin tamamı hukuka aykırı yollarla elde edilmişse ve bu deliller şüphe dahi yaratmıyorsa, beraat kararı CMK m.223/2-b kapsamında “işlenmediğinin sabit olması” gerekçesine dayandırılmalıdır. Bu durumda, hukuka aykırı delillerin tamamı göz ardı edilmeli ve gerekçede bu husus açıkça belirtilmelidir. CMK m.230/1-b, mahkumiyet kararlarında reddedilen delillerin, özellikle hukuka aykırı olanların ayrıca ve açıkça gösterilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu yükümlülük, Anayasa m.141/3 ve CMK m.34 gereği tüm kararlar için gerekçeli olma zorunluluğu ile birlikte beraat kararlarında da geçerlidir.
Makalenin önemli bir tartışma konusu, hukuka aykırı delilin sanığın lehine olması halinde kullanılıp kullanılamayacağıdır. İtham sisteminde savcılık makamının hukuka uygun delil toplamakla yükümlü olduğu, lehine olan hukuka aykırı delillerin ise kullanılabileceği yönünde görüşler bulunmaktadır. Ancak Anayasa ve CMK’da böyle bir ayrım yapılmamıştır. Prensip olarak hukuka aykırı delillerin hiçbir şekilde kullanılamaması esastır.
Bununla birlikte, delili kirleten veya hukuka aykırı hale getiren kişinin sanık veya onun adına hareket eden kişi olmadığı durumlarda, maddi hakikatin ortaya çıkarılması ve suçsuz kimsenin mahkum edilmemesi amacıyla istisnai olarak lehine delilin dikkate alınabileceği savunulmaktadır. CMK m.290’da “sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez” hükmü de bu yönde yorumlanabilir.
Özel kişiler tarafından elde edilen hukuka aykırı delillerin durumu da ayrı bir tartışma konusudur. Adli makamlar dışında kalan kişilerin hukuk kurallarını ihlal ederek elde ettiği delillerin yargılamada kullanılmaması, dürüst yargılanma hakkı açısından zorunludur. Ancak adli makamların bu delillere ceza muhakemesi normları çerçevesinde ulaşma imkânı bulunması halinde istisna gündeme gelebilir. Önemli olan, delilin hukuka aykırı elde edilmiş olmasıdır. Böyle bir delil kullanıldığında verilen karar hukuka aykırı olacaktır.
Öte yandan, özel kişilerin hukuka uygun şekilde elde ettiği veya bulundurduğu deliller (örneğin çöpe atılmış silah, uyuşturucu veya kanlı kıyafet) yargılamada kullanılabilecektir.
Sonuç olarak, hukuka aykırı delillerin incelenme sırası ve reddi, ceza muhakemesinin temel ilkelerinden biri olan “hukuka uygun delille hüküm verme” zorunluluğunu yansıtmaktadır. Avukatlar, müvekkillerinin lehine veya aleyhine delillerin hukuka uygunluğunu titizlikle incelemeli, reddi gereken deliller için CMK m.206/2-a kapsamında talepte bulunmalı ve gerekçeli kararlarda bu hususların açıkça yer almasını sağlamalıdır. Bu yaklaşım, hem adil yargılanma hakkını korur hem de maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet eder.
Prof. Dr. Ersan Şen ve Av. Buğra Şahin’in ortak çalışması niteliğindeki bu analiz, ceza hukuku pratiğinde delil hukuku konusunda derinlemesine bir bakış sunmakta ve avukatlara önemli mesleki rehberlik sağlamaktadır.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Gemi İşletmecisinin İcradan Ödeme Yapması ve İstirdat Davasında Aktif Husumet: Yargı Kararı İncelemesi
Gemiye konulan haciz ve seferden men kararının kaldırılması için icra dosyasına ödeme yapan işletmecinin, ödediği bedelin iadesi için açtığı istirdat davasında aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi yönündeki İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararı, donatan-işletmeci ilişkisi açısından önemli bir emsal oluşturmaktadır.
Hekimin Mesleki Mali Sorumluluk Sigortası ve Malpraktis Davalarında Gerçek Riskler: Sigorta Tek Başına Yeterli mi?
Malpraktis uyuşmazlıklarında sigorta poliçesinin kapsamı, aydınlatılmış onam eksikliği, sağlık turizmi süreçleri ve manevi tazminat talepleri gibi konular avukatlar için kritik öneme sahiptir. Bu analizde, estetik cerrahi, sağlık turizmi ve komplikasyon yönetimi açısından hukuki riskler detaylı olarak ele alınmaktadır.