Haksız Azil Halinde Avukatın Ücret Hakkını Koruyan Avukatlık Kanunu m.174/2 Düzenlemesi ve TBB’nin Anayasa Mahkemesi’ne Üçüncü Taraf Görüşü
Lawantra
04.06.2026
Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrası, avukat-müvekkil ilişkisinde en çok tartışılan hükümlerden biridir. “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez” şeklindeki düzenleme, haksız azil halinde avukatın emeğinin korunmasını amaçlamaktadır. Bu hükmün iptali talebiyle Anayasa Mahkemesi’nde açılan norm denetimi davasında Türkiye Barolar Birliği (TBB), üçüncü taraf olarak görüş sunmuştur.
TBB’nin görüşü, düzenlemenin Anayasa’ya uygunluğunu detaylı biçimde ortaya koymaktadır. Öncelikle, kuralın avukatlık sözleşmesinde taraflar arasındaki menfaat dengesini sağladığı vurgulanmıştır. Avukatlık, hem kamu hizmeti niteliği taşıyan hem de serbest meslek olarak icra edilen bir alandır. Serbest meslek niteliği, avukatın gelirini doğrudan vekalet ücretine bağlamaktadır. Bu nedenle avukatın emeğinin haksız azil nedeniyle karşılıksız kalmasının önlenmesi, mesleğin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşımaktadır.
Görüşte, Avukatlık Kanunu’nun sistematiği içinde 174. maddenin bir denge normu olduğu belirtilmiştir. Madde, bir yandan avukatın kusursuz azil halinde ücretini korurken, diğer yandan avukatın kusur veya ihmalinden kaynaklanan azil hallerinde ücret ödemesini engellemektedir. Bu düzenleme, aynı maddenin birinci fıkrasında düzenlenen haksız istifa halinde avukatın ücret talep edemeyeceği ve peşin aldığı ücreti iade edeceği hükmü ile birlikte değerlendirildiğinde iki tarafı da koruyan bir bütünlük arz etmektedir.
Anayasal açıdan değerlendirme yapıldığında, düzenlemenin hukuk devleti ilkesi (Anayasa m.2), hak arama özgürlüğü (Anayasa m.36), sözleşme özgürlüğü (Anayasa m.48) ve ölçülülük ilkesi (Anayasa m.13) ile uyumlu olduğu savunulmuştur. Hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesi gereği, avukatlık sözleşmesinin sona ermesi halinde ücretin akıbetinin önceden öngörülebilir olması gerekmektedir. İptal halinde avukatların uzun süreli davaları üstlenmekten kaçınacağı, bunun da ekonomik olarak dezavantajlı kesimlerin hak arama özgürlüğünü dolaylı olarak sınırlayacağı ifade edilmiştir.
TBB, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına da atıf yapmıştır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 14 Aralık 2009 tarihli, 2009/8351 E., 2009/14675 K. sayılı kararı ile 16 Ocak 2024 tarihli, 2023/5447 E., 2024/212 K. sayılı kararlarında haklı azil ve haksız istifa hallerinde avukatın ücret hakkının sınırları net biçimde çizilmiştir. Benzer şekilde Yargıtay 13. HD’nin 2013/17664 E., 2014/796 K. sayılı kararı da hapis hakkı ve hesap verme yükümlülüğünü ele almıştır.
Görüşte, azlin haklı olup olmadığının titizlikle incelendiği, haklı azil halinde avukatın ücret talep edemeyeceği, ancak haksız azil halinde tam ücrete hak kazanacağı belirtilmiştir. İspat yükünün müvekkilde olduğu, ancak uygulamada “güven ilişkisinin sarsılması” gibi genel gerekçelerle yapılan azillerin de haklı kabul edilebildiği vurgulanmıştır.
Ölçülülük ilkesi açısından ise düzenlemenin müvekkilin azil hakkını ortadan kaldırmadığı, yalnızca haksız kullanımın sonuçlarını düzenlediği ifade edilmiştir. Müvekkil her zaman avukatını azledebilmekte, ancak bu azil haklı bir sebebe dayanmıyorsa avukat ücretini alabilmektedir. Bu durumun elverişli, gerekli ve orantılı olduğu değerlendirilmiştir.
TBB’nin görüşü, Avukatlık Kanunu’nun 163., 164., 165., 166., 171., 172. ve 174. maddelerinin bir bütün olarak okunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ücretin doğumu, sulh, ikinci avukat görevlendirilmesi, istifa ve azil gibi farklı hallerde kanunun tutarlı bir sistem kurduğu belirtilmiştir. İtiraz konusu kuralın iptali, bu sistemin bozulmasına ve telafisi imkansız dengesizliklere yol açacaktır.
Sonuç bölümünde, düzenlemenin taraflar arasındaki dengeyi sağladığı, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine hizmet ettiği, hak arama özgürlüğünü desteklediği ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu kanaatine varıldığı ifade edilmiştir. Bu nedenle iptal talebinin reddi gerektiği Anayasa Mahkemesi’ne bildirilmiştir.
Bu üçüncü taraf görüşü, avukatlık mesleğinin kurumsal temsilcisi olan TBB’nin konuya bakışını yansıtması açısından önemlidir. Hukuk profesyonelleri, özellikle vekalet sözleşmelerinin hazırlanması ve azil ihtilaflarında bu görüşün ortaya koyduğu dengeyi göz önünde bulundurmalıdır. Karar aşamasında Anayasa Mahkemesi’nin nasıl bir tutum takınacağı, avukatlık mesleğinin geleceği açısından kritik önem taşımaktadır.
Görüş aynı zamanda, norm denetimi davalarında üçüncü taraf katkısının (amicus curiae benzeri) önemini de ortaya koymaktadır. TBB’nin sunduğu bilimsel ve hukuki mütalaa, Mahkeme’nin konuyu çok yönlü değerlendirmesine katkı sağlayacaktır.
Avukatlar ve hukuk profesyonelleri, bu süreçte hem Avukatlık Kanunu’nun sistematiğini hem de Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarını yakından takip etmelidir. Nihai karar, haksız azil halinde avukatın ücret hakkının Anayasal güvence altında olup olmadığını netleştirecektir. (Toplam kelime: 785)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Edirne Bölge İdare Mahkemesi Resmen Kuruldu: Yargı Çevreleri Yeniden Belirlendi
Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile Edirne Bölge İdare Mahkemesi kuruldu. Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale’nin yeni mahkemenin yargı çevresine dahil edilmesiyle birlikte İstanbul ve Bursa Bölge İdare Mahkemelerinin yargı çevreleri de yeniden düzenlendi.
Yapay Zeka ile Üretilen Sahte Görseller Kullanılarak MİT İlişkisi İddiasında Bulunan Şüpheli Gözaltına Alındı
Gaziantep’te yapay zeka teknolojisi kullanarak kendisini MİT ve üst düzey kamu yöneticileriyle bağlantılı gösterdiği belirlenen şüpheli B.N.E., ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme veya yayma’ suçundan gözaltına alındı. Olay, dijital manipülasyon ve kişisel verilerin korunması hukuku açısından önemli bir emsal oluşturabilir.