Gemi İşletmecisinin İcradan Ödeme Yapması ve İstirdat Davasında Aktif Husumet: Yargı Kararı İncelemesi
Lawantra
18.06.2026
Deniz ticareti hukuku alanında donatan, gemi işletmecisi ve alacaklı ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklar, özellikle gemi haczi ve seferden men kararları ile birlikte karmaşık hukuki sorunlar ortaya çıkarmaktadır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 2022/3022 Esas, 2026/537 Karar sayılı ve 27.04.2026 tarihli kararı, gemi işletmecisinin icra tehdidi altında yaptığı ödemenin istirdadı talebinde aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddini öngörmektedir. Bu karar, avukatlar için donatan-işletmeci ayrımının, istirdat davası ehliyetinin ve Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) ilgili hükümlerinin uygulanması açısından önemli bir emsal teşkil etmektedir.
Olayın özeti şöyledir: Davacı ... Ltd. Şti., eski adı ... yeni adı ... olan Liberya bayraklı geminin işletmecisi konumundadır. Davalı ise gemiye bakım-onarım hizmeti veren tersane şirketidir. 2008 yılında verilen hizmete ilişkin bakiye borç nedeniyle İstanbul Anadolu 5. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasında ilamsız icra takibi başlatılmıştır. Ödeme emri tebliğ edilememiş, Tebligat Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca tebligat yapılmış ve takip kesinleşmiştir. Alacaklı, geminin haczedilmesi ve seferden menini talep etmiş, Tuzla Liman Başkanlığı'na müzekkere yazılarak karar uygulanmıştır. Geminin o tarihte yeni maliki ... Ltd. olup, donatanı da değişmiştir. Gemi kiralama sözleşmesi gereği İskenderun seferine çıkmak zorunda olan yeni malik, borcun ödenmesi talimatını vermiş ve davacı işletmeci tarafından icra dosyasına 68.362,53 TL ödeme yapılarak haciz ve seferden men kaldırılmıştır. Davacı, bu ödemenin cebri icra tehdidi altında yapıldığını ileri sürerek istirdat davası açmıştır.
Yerel mahkeme ve istinaf süreci boyunca görev, yetki, usul ve esasa ilişkin birçok itiraz ileri sürülmüştür. Davalı, davacının Malta merkezli yabancı şirket olduğunu, teminat yatırmadığını, uyuşmazlığın eser sözleşmesinden kaynaklandığını, görevli mahkemenin Denizcilik İhtisas Mahkemesi değil Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu savunmuştur. Görev ve yetki itirazları kabul edilmiş, dosya birkaç kez mahkemeler arasında gönderilmiştir. Nihayet İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, davanın esasına girerek istirdat talebini reddetmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi, kararında öncelikle taraflar arasındaki ilişkinin 6102 sayılı TTK m.1061 uyarınca donatan ve işletmeci ayrımına dayandığını vurgulamıştır. Donatan, gemisini menfaat sağlamak amacıyla kullanan maliktir. İşletmeci ise donatan adına gemiyi sevk ve idare eden kişidir. Dosyadaki gemi yönetim sözleşmeleri, davacı şirketin yalnızca donatan adına hareket ettiğini, hukuki işlemleri donatanın adı ve hesabına gerçekleştirdiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle işletmeci, icra takibinde borçlu sıfatı taşımamakta, ödemeyi "donatan adına" yapmaktadır.
İİK m.72'ye göre istirdat davası, malvarlığından haksız yere değer eksilmesi yaşayan asıl hak sahibi tarafından açılabilir. Somut olayda ödemenin maliki ... Ltd. adına yapıldığı, davacının ise yalnızca işletmeci olduğu sabittir. Dosyada donatandan alınmış bir alacağın temliki veya davayı kendi adına açma yetkisi bulunmamaktadır. Bilirkişi raporu da bakım-onarım alacağının TTK m.1320 anlamında gemi alacaklısı hakkı vermediğini, yeni malike karşı ileri sürülemeyeceğini, asıl borçlunun ... Ltd. olduğunu tespit etmiştir.
Mahkeme, davacının aktif husumete haiz olmadığını, istirdat alacağı üzerinde maddi hukuk bakımından hak sahibi bulunmadığını tespit etmiştir. İlk derece kararında "davanın reddi" denilmişken, istinaf incelemesinde bu red kararının "aktif husumet yokluğu" gerekçesiyle verilmesi gerektiği belirtilerek karar kaldırılmış ve yeniden "aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine" karar verilmiştir. Bu ayrım, usul hukuku açısından önemlidir çünkü aktif husumet yokluğu, dava şartı eksikliği niteliğindedir.
Kararda ayrıca eser sözleşmesi niteliğindeki uyuşmazlığın TTK'nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca ticari dava sayıldığı, ancak deniz ticareti kapsamına girmediği için genel görevli Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yetkili olduğu vurgulanmıştır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin emsal kararına atıf yapılmıştır.
Bu karar, deniz hukuku pratiğinde gemi işletmecilerinin hukuki statüsünü netleştirmesi açısından değerlidir. İşletmeciler, donatan adına hareket ettikleri sürece, donatanın borcundan dolayı doğrudan istirdat davası açma ehliyetine sahip değildir. Böyle bir talep için ya temlik sözleşmesi ya da donatanın özel yetki vermesi gerekmektedir. Aksi halde dava, aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddedilecektir.
Avukatlar için bu karar, gemi haczi ve seferden men işlemlerinde acil durumlarda ödeme yapan işletmecilerin haklarını korumak için önceden temlik veya özel yetki sözleşmeleri düzenlemelerinin önemini ortaya koymaktadır. Ayrıca, bakım-onarım alacaklarının gemi alacaklısı hakkı niteliği taşımadığı durumlarda yeni malikin sorumluluğunun sınırlı olduğu da teyit edilmiştir.
Sonuç olarak, İstanbul BAM 15. HD kararı, donatan-işletmeci ayrımının istirdat davalarındaki yansımasını açıkça ortaya koymakta ve deniz ticareti hukuku uygulayıcılarına önemli bir hukuki çerçeve sunmaktadır. Bu tür uyuşmazlıklarda delil toplama, sözleşme yorumu ve usul kurallarının titizlikle uygulanması, davanın kaderini belirleyecektir. (Toplam kelime sayısı: 912)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Hekimin Mesleki Mali Sorumluluk Sigortası ve Malpraktis Davalarında Gerçek Riskler: Sigorta Tek Başına Yeterli mi?
Malpraktis uyuşmazlıklarında sigorta poliçesinin kapsamı, aydınlatılmış onam eksikliği, sağlık turizmi süreçleri ve manevi tazminat talepleri gibi konular avukatlar için kritik öneme sahiptir. Bu analizde, estetik cerrahi, sağlık turizmi ve komplikasyon yönetimi açısından hukuki riskler detaylı olarak ele alınmaktadır.
Ödeme Emrinin İptali Davası: SGK Alacaklarına Karşı İtiraz Sebepleri, Zamanaşımı ve Usul Kuralları
SGK tarafından düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan iptal davalarında itiraz gerekçeleri, zamanaşımı sürelerindeki değişiklikler ve yetkili mahkeme tespiti gibi kritik hususlar avukatlar açısından büyük önem taşımaktadır. Bu makalede, 5510 sayılı Kanun, 6183 sayılı Kanun ve ilgili Yargıtay içtihatları çerçevesinde detaylı inceleme sunulmaktadır.