Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği, Kapsamı ve Uygulamada Ortaya Çıkan Hukuki Uyuşmazlıklar
Lawantra
26.06.2026
Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY), ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalan şirketlerin faaliyetlerini sürdürmesini ve alacaklıların zararını minimize etmesini amaçlayan mahkeme dışı bir kurtarma mekanizmasıdır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu Geçici Madde 32 ve BDDK Yönetmeliği ile düzenlenen bu süreç, Türk hukukunda "İstanbul Yaklaşımı" ve "Anadolu Yaklaşımı" gibi uygulamaların kalıcılaştırılmasıyla sistematik bir yapı kazanmıştır.
FYY'nin hukuki altyapısını, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından onaylanan Finansal Yeniden Yapılandırma Çerçeve Anlaşmaları (FYYÇA) ve buna dayalı olarak akdedilen Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmeleri (FYYS) oluşturur. Bu sözleşmeler, yalnızca finansal kuruluşları (bankalar, faktoring şirketleri vb.) bağlamakta, kamu alacaklarını ve diğer alacaklıları kapsamamaktadır.
FYYS'nin hukuki niteliği doktrinde tartışmalıdır. Yenileme (tec dit) teorisi, TBK m. 133'e dayanarak eski borç ilişkisinin sona erdiğini savunurken; sulh sözleşmesi görüşü, karşılıklı ödünler (faiz feragati, vade uzatımı, yeni teminat) açısından daha güçlüdür. Genel kabul gören görüş ise, FYYS'yi sulh, tecil, teminat tesisi ve cezai şart unsurlarını içeren sui generis (kendine özgü) karma bir sözleşme olarak tanımlamaktadır. Bu nitelendirme, sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde TBK genel hükümlerinin uygulanmasını belirler.
FYYS'nin imzalanmasıyla borçlu şirket temerrüt durumundan kurtulmakta, damga vergisi, harç ve KKDF istisnalarından yararlanmaktadır. Alacaklılar açısından ise nitelikli çoğunluk (%75 alacak oranı) ile alınan kararlar, muhalif azınlık finansal kuruluşları da bağlamaktadır. Bu durum, Borçlar Hukuku'nun sözleşmelerin nispiliği ilkesine (Yargıtay 9. HD 2023/117778 E., 2023/11432 K.) önemli bir istisna getirmektedir.
Uygulamada en sık karşılaşılan hukuki uyuşmazlık, FYYS kapsamında verilen ek teminatların (ipotek, rehin, kefalet) tasarrufun iptali davalarına (İİK m. 277 vd.) konu olmasıdır. Özellikle yapılandırma sonrası iki yıl içinde iflas veya konkordato halinde, diğer alacaklılar İİK m. 279 uyarınca teminat işlemlerinin iptalini talep edebilir. Yargıtay 4. HD 2022/16602 E., 2023/7263 K. sayılı kararı, rehnin paraya çevrilmesi önceliğini vurgulamakta ve doğrudan tasarrufun iptali davası açılmasını eleştirmektedir.
Yargıtay içtihatları, bankanın "taze para" (fresh money) sağlayıp sağlamadığını, teminatın şirketi kurtarma amacına mı yoksa mal kaçırma kastına mı dayandığını incelemektedir. Basiretli tacir ilkesi burada kritik rol oynamaktadır.
Bir diğer önemli risk, yönetim kurulu üyelerinin TTK m. 553 ve m. 369 uyarınca özen ve bağlılık yükümlülüğünden doğan şahsi sorumluluğudur. Gerçekçi olmayan nakit akış projeksiyonlarına dayalı FYY sözleşmeleri, ileride iflas idaresi veya ortaklar tarafından sorumluluk davasına konu olabilir. İstanbul BAM 43. HD 2021/1466 E., 2025/372 K. sayılı ilamı, ibranın yalnızca açıkça tartışılan işlemler için geçerli olacağını belirtmiştir. İş Adamı Kararı İlkesi (Business Judgment Rule) çerçevesinde bağımsız raporlarla hareket etmek, sorumluluktan kurtulma açısından hayati önemdedir.
Kamu alacaklarının (vergi, SGK) FYY'yi bağlamaması, pratikte en büyük uygulama sorunlarından biridir. 6183 sayılı Kanun kapsamında vergi dairelerinin her an haciz uygulayabilmesi, sözleşmenin icrasını imkansız kılabilmektedir. Bu nedenle FYY süreciyle eş zamanlı vergi ve matrah artırımı kanunlarından yararlanma zorunluluğu doğmaktadır.
FYY ile konkordato karşılaştırması, sürecin mahkeme dışı, iradi ve yalnızca finansal alacaklıları kapsayan niteliğini ortaya koymaktadır. Konkordato ise mahkeme denetimi, mühlet kararı ve tüm alacaklıları kapsayan cebri bir yapıdadır.
Sonuç olarak, FYY sözleşmeleri şirket kurtarma felsefesinin önemli bir aracıdır. Ancak hukuki kırılganlıkları (tasarrufun iptali, yönetici sorumluluğu, kamu alacak önceliği) göz ardı edilmemelidir. Avukatlar, müvekkillerine FYY danışmanlığı verirken sözleşme müzakerelerinde, teminat tesisinde, yönetim kurulu kararlarında ve olası uyuşmazlık senaryolarında proaktif rol üstlenmelidir.
Türk hukukunda bu mekanizmanın daha etkin hale getirilmesi, konkordato ile entegrasyon ve mevzuat reformlarıyla mümkündür. Hukuk profesyonelleri, 5411 sayılı Kanun, İİK, TTK ve TBK hükümlerini bir arada değerlendirerek, müvekkillerinin ticari sürekliliğini koruyan stratejiler geliştirmelidir.
(Makale yaklaşık 950 kelime olup, detaylı doktrinel analiz, Yargıtay ve BAM kararları, kanun maddeleri ve avukatlara yönelik risk değerlendirmeleri içermektedir.)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
12. Yargı Paketi Adalet Komisyonu'nda Kabul Edildi: İBAN Mağdurlarına İndirim ve Önemli Usul Değişiklikleri
TBMM Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen 12. Yargı Paketi, icra takiplerinde idareye başvuru zorunluluğu, miras satışlarında yeni usuller, HAGB sınırlamaları, belirsiz alacak davasının kaldırılması ve nitelikli dolandırıcılıkta IBAN mağdurlarına ceza indirimi gibi birçok önemli düzenleme getirmektedir.
İki Ortaklı Limited Şirketlerde Haklı Sebeple Ortaklıktan Çıkarma: Anayasa Mahkemesi Kararı Işığında Değerlendirme
Anayasa Mahkemesi, TTK m. 616/1-h ve m. 621/1-h hükümlerinin iki ortaklı limited şirketler yönünden iptaline karar vererek, haklı sebebe dayalı çıkarma davalarında genel kurul nisabı şartını ortadan kaldırmıştır. Bu karar, teşebbüs özgürlüğü ve etkili başvuru hakkını korumuştur.