Elektrik Direğine Çıkıp Yaralanan Herkes Otomatik Olarak %100 Kusurlu mudur? Bilirkişi Raporlarında Eksik İnceleme Sorunu ve Dağıtım Şirketlerinin Ağır Özen Yükümlülüğü
Lawantra
26.06.2026
Elektrik dağıtım şirketlerinin işlettiği yüksek gerilim hatlarından kaynaklanan yaralanma ve ölüm olaylarında, mağdurun direğe tırmanmış olmasının otomatik olarak %100 kusur anlamına gelip gelmediği, hukuk camiasında sıkça tartışılan bir konudur. Bu yazıda, Yargıtay'ın istikrarlı içtihatları, Türk Borçlar Kanunu'nun kusursuz sorumluluk hükümleri ve Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği çerçevesinde konuyu detaylı biçimde ele alacağız.
Yüksek gerilim hatları, doğası gereği ağır tehlike arz eden tesislerdir. Bir köy veya küçük yerleşim yerinde sık elektrik kesintisi yaşandığında, ihbarlara rağmen ekiplerin zamanında müdahale etmemesi halinde vatandaşın arızayı gidermek amacıyla direğe tırmanması vakalarıyla karşılaşılmaktadır. Bu tür olaylarda ilk bakışta 'kendi kusuru' argümanı öne sürülse de, hukuk daha derin bir inceleme gerektirir: Dağıtım şirketi gerekli güvenlik önlemlerini almış mıdır? Uyarı levhaları, tırmanma engelleri ve periyodik kontroller mevzuata uygun mudur?
Türk Borçlar Kanunu m.69 (eski BK m.58), bina veya yapı eserlerinin malikini, yapımındaki bozukluk veya muhafazadaki eksikliklerden doğan zararlardan kusursuz sorumlu tutar. Yargıtay, elektrik nakil hatlarını ve yüksek gerilim tesislerini yapı eseri olarak kabul etmektedir. 2019/3406 E., 2019/6389 K. sayılı kararda Daire, "Elektrik tesisleri de yapı eseri niteliğindedir" diyerek Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği m.5'in emredici hükümlerini hatırlatmıştır: Tesisler can ve mala zarar vermeyecek biçimde yapılmalı, emniyet mesafeleri ve koruma önlemleri sağlanmalıdır. Şirket, güvenlik uzaklıklarını sağlamak, uyarı levhalarını görünür yerlere koymak ve yerleşim yerlerinde daha sık denetim yapmakla yükümlüdür.
2016/19894 E., 2018/6268 K. sayılı kararda da aynı ilke vurgulanmıştır: Murisin direğe tırmanması kusur teşkil etse de, uyarı levhasının olmaması ve direğin yerleşim alanında bulunması şirketin özen yükümlülüğüne aykırılıktır. Bu durum, tazminat miktarının belirlenmesinde bölüşük kusur olarak dikkate alınmalı, ancak şirketin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmamalıdır. Malik, ancak mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru veya üçüncü kişinin ağır kusuru hallerinde kurtulabilir.
Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, bilirkişi raporlarındaki eksik incelemedir. Raporlarda yalnızca "tırmanma engeli vardır" denilmekte, ancak Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği m.44/2-o'da öngörülen teknik özelliklerin (yükseklik, dayanıklılık, bakım durumu) araştırılmadığı görülmektedir. Olay yeri fotoğrafları, ceza soruşturması dosyası ve tanık beyanlarındaki arıza ihbarları incelenmeden, varsayımsal ifadelerle ("ters besleme olabilir") rapor düzenlenmesi, Yargıtay tarafından 'eksik inceleme' olarak nitelendirilmekte ve bozma nedeni yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin 01.12.2015 tarihli Perihan Uçar ve Diğerleri kararında da vurgulandığı üzere, bilirkişi incelemesinin mahallinde keşif ile yapılması, teknik uzmanlık gerektiren hususların ayrıntılı değerlendirilmesi zorunludur. Ceza soruşturmasındaki takipsizlik kararlarının hukuk davasını bağlamayacağı da TBK m.74 gereğidir; kusursuz sorumluluk ilkesi ceza hukuku ile paralel değildir.
Avukatlar açısından bu davaların stratejik yönetimi kritik öneme sahiptir. Dava dilekçelerinde yönetmelik hükümlerine dayalı somut ihlaller (uyarı levhası yokluğu, eğik korkuluk, periyodik denetim eksikliği, ihbarlara rağmen müdahale edilmemesi) açıkça belirtilmeli, bilirkişi heyetinden elektrik mühendisi bulunması ve denetime elverişli rapor istenmelidir. Kusur oranlarının gerekçeli biçimde belirlenmesi, tazminat hesabının aktüeryal verilere dayandırılması ve manevi tazminat talebinin olay özelliği, kusur dağılımı ve tarafların ekonomik durumuna göre gerekçelendirilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, bir kişinin elektrik direğine çıkması otomatik %100 kusur anlamına gelmez. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, dağıtım şirketlerinin ağır özen ve tehlike sorumluluğunu (TBK m.69, m.71) ön plana çıkarmakta, bilirkişi raporlarının somut delillere ve mevzuata dayalı olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu yaklaşım, tehlikeli faaliyet yürüten kurumların sorumluluktan kaçışını engelleyerek, mağdur haklarını koruyan dengeli bir sistem oluşturmaktadır. Benzer davalarda avukatların teknik delilleri (fotoğraf, tanık, ihbar kayıtları) etkin kullanması ve Yargıtay kararlarını gerekçe göstermesi, başarı şansını önemli ölçüde artıracaktır. (Word count: 685)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği, Kapsamı ve Uygulamada Ortaya Çıkan Hukuki Uyuşmazlıklar
Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY) sözleşmeleri, Borçlar Hukuku, İcra ve İflas Hukuku ile Şirketler Hukuku'nun kesişim noktasında yer alan karma bir yapıya sahiptir. Tasarrufun iptali davaları, yönetim kurulu sorumluluğu ve kamu alacaklarının önceliği gibi riskler, avukatlar için kritik mesleki değerlendirme konularıdır.
12. Yargı Paketi Adalet Komisyonu'nda Kabul Edildi: İBAN Mağdurlarına İndirim ve Önemli Usul Değişiklikleri
TBMM Adalet Komisyonu tarafından kabul edilen 12. Yargı Paketi, icra takiplerinde idareye başvuru zorunluluğu, miras satışlarında yeni usuller, HAGB sınırlamaları, belirsiz alacak davasının kaldırılması ve nitelikli dolandırıcılıkta IBAN mağdurlarına ceza indirimi gibi birçok önemli düzenleme getirmektedir.