Danıştay 12. Daire’nin 2022/4589 E., 2025/4695 K. sayılı Kararı: Ceza İnfaz Kurumu Personelinde Sakal ve Bıyık Yasağı İptali
Lawantra
03.06.2026
Danıştay Onikinci Dairesi’nin 23 Ekim 2025 tarihli, Esas No: 2022/4589, Karar No: 2025/4695 sayılı kararı, ceza infaz kurumlarında görev yapan infaz ve koruma memurları ile başmemurlarının kılık ve kıyafetine ilişkin önemli bir hukuki tartışmayı sonuçlandırmıştır. Dava, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün bireysel işlemi ile bu işlemin dayanağı olan 29 Aralık 2005 tarihli ve 26038 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin iptali talebiyle açılmıştır.
Dava konusu Yönetmelik maddesi şu hükmü içermektedir: “İnfaz ve koruma başmemurları ve memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin sakal ve bıyık bırakması yasaktır. Her gün sakal ve bıyık tıraşı olunması zorunlu olup, saçlar kep giyildiğinde dışarı taşmayacak uzunlukta kesilir. Favoriler kulak deliği hizasını geçemez...” Davacı, infaz ve koruma memuru olarak görev yapmakta olup, bu hükmün Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’in 6. maddesindeki değişiklikler sonrasında hukuki dayanağını kaybettiğini, Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 49. maddelerine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Danıştay, kararında öncelikle normlar hiyerarşisi ilkesine vurgu yapmıştır. 1982 tarihli ve 17849 sayılı Kamu Personeli Kılık ve Kıyafet Yönetmeliği’nin 6. maddesi, emniyet, hakim-savcı, TSK, Jandarma ve Sahil Güvenlik personeli için özel yönetmeliklere atıf yapmakta olup, infaz ve koruma memurlarını bu kapsama almamaktadır. Dolayısıyla 2005 tarihli Ceza İnfaz Kurumları Kıyafet Yönetmeliği’nin dayanağı kalmamıştır. Mahkeme, üst hukuk normlarında sakal-bıyık yasağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığını, idarenin bu konuda genel ve objektif kural koyma yetkisini aştığını tespit etmiştir.
Kararda temel hak ve özgürlükler boyutu da ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hakların ancak kanunla, özlerine dokunulmaksızın, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olarak sınırlanabileceği vurgulanmıştır. Dış görünüş, Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatları doğrultusunda ifade özgürlüğünün bir parçası olarak kabul edilmiştir. Danıştay, idarenin güvenlik ve disiplin gerekçelerini soyut düzeyde ileri sürmesinin yeterli olmadığını, somut, yeterli ve ikna edici gerekçe sunulması gerektiğini belirtmiştir.
Ölçülülük ilkesi açısından ise, mutlak sakal-bıyık yasağı ve her gün tıraş zorunluluğunun elverişli, gerekli ve orantılı olmadığı sonucuna varılmıştır. Ceza infaz kurumlarının güvenlik hassasiyeti kabul edilmekle birlikte, bu hassasiyetin infaz ve koruma memurlarının genel idare hizmetleri sınıfında yer alması gerçeğiyle bağdaştırılamadığı, emniyet ve askeri personelle aynı statüde değerlendirilemeyeceği ifade edilmiştir. Ayrıca, Danıştay’ın önceki kararları (İkinci Daire E:2017/665 K:2020/3432 ve Onikinci Daire E:2021/7000 K:2022/2247) ile favori ve sakal tıraşı ibarelerinin iptal edildiği hatırlatılmıştır.
Karar neticesinde, Yönetmelik’in 5/g bendi infaz ve koruma başmemurları ve memurları yönünden iptal edilmiş, dayanağı kalmayan bireysel işlem de iptal edilmiştir. Bu karar, idari yargıda kılık-kıyafet düzenlemelerinin yargısal denetiminde önemli bir emsal oluşturmaktadır. Avukatlar açısından, idarenin takdir yetkisinin sınırlarını, temel haklara müdahalenin ölçülülük testini ve normlar hiyerarşisi ilkesinin uygulanmasını somut bir olayda inceleme fırsatı sunmaktadır.
Kararın olası etkileri de dikkate değerdir. Ceza infaz kurumlarında disiplin anlayışı ile personel hakları arasındaki denge yeniden kurulmuş, idarenin benzer düzenlemelerde daha somut gerekçelendirme yapma zorunluluğu doğmuştur. Ancak karar, kılık ve kıyafete ilişkin tüm kuralların ortadan kalktığı anlamına gelmemekte; bundan sonra yapılacak düzenlemelerin kanuni dayanak, ölçülülük ve eşitlik ilkelerine uygun olması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Bu içtihat, kamu personeli hukukunda ifade özgürlüğü, eşitlik ilkesi ve idari takdir yetkisi dengesinin nasıl kurulması gerektiğine dair önemli bir rehber niteliğindedir. Hukuk profesyonelleri, benzer uyuşmazlıklarda bu kararı referans alarak idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimini daha etkin şekilde yapabileceklerdir.
(Word count: 812)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Muris Muvazaasında Murisin Gerçek İradesinin Tespiti: Yargıtay İçtihatları ve Uygulama Esasları
Muris muvazaası davalarında belirleyici unsur, murisin gerçek iradesinin satış mı yoksa mirasçılardan mal kaçırma amacıyla bağış mı olduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Makale, Yargıtay'ın 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında bedel ödenmesi, aile içi paylaşım ve ispat yükü gibi konuları detaylı biçimde ele almaktadır.
AYM'nin 2020/39936 Başvuru Numaralı Kararı: Bağlantılı Suçlarda Kısmi Kesinleşme ve Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı
Anayasa Mahkemesi, KPSS soruşturmasında bağlantılı suçlardan birinin istinafta kesinleşip infaz edilmesine rağmen diğerinin temyiz incelemesinin devam etmesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Karar, aynı maddi vakıalarla ilgili çelişkili kararların hukuk güvenliğini zedelediğini vurgulamaktadır.