Ceza İnfaz Kurumu Personeline Yönelik Sakal ve Bıyık Yasağının Yargısal Denetimi ve Danıştay 12. Dairesi Kararı
Lawantra
03.06.2026
Ceza infaz kurumlarında görev yapan infaz ve koruma personelinin kılık ve kıyafetine ilişkin düzenlemeler, idarenin kamu hizmetini yürütme yetkisi kapsamında uzun yıllardır ayrıntılı şekilde düzenlenmektedir. Bu düzenlemeler, özellikle güvenlik hizmetlerinin niteliği ve disiplinin sağlanması gerekçeleriyle daha sıkı kurallar içerebilmekte; buna karşılık kamu görevlilerinin temel hak ve özgürlükleri ile idarenin düzenleme yetkisi arasındaki denge, yargısal denetimin yoğunlaştığı alanlardan biri olarak öne çıkmaktadır.
Danıştay Onikinci Dairesi’nin 23 Ekim 2025 tarihli, Esas No: 2022/4589, Karar No: 2025/4695 sayılı kararı bu dengeyi yeniden kuran önemli bir içtihattır. Mahkeme, 29 Aralık 2005 tarihli Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “sakal ve bıyık bırakma yasağı” ile “her gün sakal ve bıyık tıraşı olma zorunluluğu”nu hukuka aykırı bularak iptal etmiştir.
Kararda ilk olarak normlar hiyerarşisi ilkesi ele alınmıştır. Kamu Personeli Kılık ve Kıyafet Yönetmeliği’nin 6. maddesinde 2013 ve 2016 yıllarında yapılan değişikliklerle infaz ve koruma memurlarının özel yönetmeliklere tabi tutulma dayanağı ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla 2005 tarihli yönetmeliğin (g) bendi, üst normlarla çelişir hale gelmiştir. Danıştay, idarenin üst hukuk normlarında yer almayan bir yasağı yönetmelikle getiremeyeceğini net bir şekilde ifade etmiştir.
Temel haklar boyutu ise kararın en kapsamlı kısmını oluşturmaktadır. Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 49. ve 90. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ışığında dış görünüşün ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği kabul edilmiştir. Mahkeme, idarenin personel rejimi gibi alanlarda geniş takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, bu yetkinin eşitlik ilkesini zedelemeyecek, ayrımcılığa yol açmayacak ve somut gerekçeye dayanması gerektiğini vurgulamıştır.
Ölçülülük ilkesi incelemesinde, mutlak yasağın elverişli, gerekli ve orantılı olmadığı sonucuna varılmıştır. Ceza infaz kurumlarının güvenlik hassasiyeti kabul edilse de, infaz ve koruma memurlarının genel idare hizmetleri sınıfında yer alması, emniyet ve askeri personelle aynı statüde değerlendirilemeyeceği, hükümlü ve tutuklular üzerinde olumsuz etki iddiasının soyut kaldığı belirtilmiştir. Danıştay, idarenin “vahim sonuçlar doğurabilir” şeklindeki gerekçelerinin somut verilerle desteklenmediğini tespit etmiştir.
Karar, “demokratik toplum düzeninin gerekleri” testini de uygulamıştır. Sınırlamanın zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı, son çare niteliği taşımadığı ve alternatif yöntemlerin değerlendirilmediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu yaklaşım, AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla uyumludur.
Uygulamaya etkileri bakımından karar, infaz personeli hakkında sakal-bıyık nedeniyle disiplin soruşturması açılmasının hukuki zeminini büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Ancak idarenin kamu hizmeti gereklerine dayalı yeni, ölçülü ve kanuni dayanağı olan düzenlemeler yapma imkanı devam etmektedir. Benzer şekilde, diğer disiplinli kamu hizmetlerinde de emsal oluşturabilecek bir nitelik taşımaktadır.
Hukuk profesyonelleri için bu karar, idari işlemlerin iptali davalarında ölçülülük testinin nasıl uygulanacağını, temel haklara müdahalenin gerekçelendirilme standardını ve yargının idari takdir yetkisini denetleme sınırlarını somut biçimde göstermektedir. Karar, ceza infaz kurumlarında disiplin ile bireysel haklar arasındaki hassas dengeyi yeniden tanımlamış ve idarenin bundan sonraki düzenlemelerinde daha titiz bir hukuki gerekçelendirme yapmasını zorunlu kılmıştır.
Sonuç olarak, Danıştay 12. Dairesi’nin bu kararı, kamu personeli hukukunda ifade özgürlüğü, eşitlik ve ölçülülük ilkelerinin somut bir zaferidir. Avukatlar ve idare hukuku uzmanları, benzer uyuşmazlıklarda bu içtihadı temel alarak müvekkillerine daha etkin hukuki destek sağlayabileceklerdir.
(Word count: 685)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Muris Muvazaasında Murisin Gerçek İradesinin Tespiti: Yargıtay İçtihatları ve Uygulama Esasları
Muris muvazaası davalarında belirleyici unsur, murisin gerçek iradesinin satış mı yoksa mirasçılardan mal kaçırma amacıyla bağış mı olduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Makale, Yargıtay'ın 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında bedel ödenmesi, aile içi paylaşım ve ispat yükü gibi konuları detaylı biçimde ele almaktadır.
AYM'nin 2020/39936 Başvuru Numaralı Kararı: Bağlantılı Suçlarda Kısmi Kesinleşme ve Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı
Anayasa Mahkemesi, KPSS soruşturmasında bağlantılı suçlardan birinin istinafta kesinleşip infaz edilmesine rağmen diğerinin temyiz incelemesinin devam etmesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Karar, aynı maddi vakıalarla ilgili çelişkili kararların hukuk güvenliğini zedelediğini vurgulamaktadır.