AYM’nin 2023/128 E., 2026/36 K. sayılı Kararı: CMK 134. Maddede Dijital Delil Elde Etme Usullerinin Anayasallığı
Lawantra
26.05.2026
Anayasa Mahkemesi, 12 Şubat 2026 tarihli ve 2023/128 Esas, 2026/36 Karar sayılı kararıyla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin belirli bölümü ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin belirli bölümünün Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline oyçokluğuyla karar vermiştir. İptal hükümlerinin Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
İtiraz, Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nden gelmiştir. Mahkeme, kaçakçılık suçuna ilişkin davada, bilgisayar ve bilgisayar kütüklerinde arama ve elkoyma işlemlerini düzenleyen kuralların kişisel verilerin korunması, delil güvenliği, saklama ve imha usulleri ile itiraz ve tazminat yolları açısından yetersiz olduğunu belirterek Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi, kuralların özel hayata saygı gösterilmesi (Anayasa md. 20/1-2) ve kişisel verilerin korunması (md. 20/3) haklarına sınırlama getirdiğini tespit etmiştir. Bu sınırlamanın meşru amacı, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hallerinde dijital delillerin elde edilerek suçla etkin mücadele edilmesidir.
Mahkeme, dijital verilerin doğası gereği şifreleme ve gizleme ihtimalinin elkoyma tedbirini zorunlu kılabileceğini, ancak elde edilen kişisel verilerin saklanması, silinmesi, işlenmesinin sınırlandırılması, süre ve usulleri ile ilgili kişinin haklarına dair kanuni düzenleme bulunmadığını vurgulamıştır. Bu eksiklik, sınırlamanın orantısızlığına yol açmaktadır.
Kararda, Avrupa Birliği’nin 2016/680 sayılı Direktifi’ne atıf yapılarak, delil amacıyla tutulan kişisel verilerin işlenmesinin sınırlandırılması gerektiği belirtilmiştir. Yargılama kesinleşse bile olağanüstü kanun yolları ve infaz işlemleri nedeniyle verilerin saklanması gerekebileceği, ancak bu hususların kanun düzeyinde düzenlenmediği ifade edilmiştir.
Kuralların (3) ve (4) numaralı fıkraları ile kalan kısımlarının da uygulanma imkânı kalmadığından 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca iptaline karar verilmiştir.
Karşıoy yazılarında, kuralların kanuniliği, meşru amacı, elverişliliği ve gerekliliği kabul edilmekle birlikte orantısızlığa ilişkin çoğunluk görüşüne katılınmamıştır. Karşıoylarda, delillerin yargılama süresince saklanmasının zorunlu olduğu, 6698 sayılı KVKK’nın ve Devlet Arşivleri mevzuatının bu alandaki boşluğu doldurduğu, ayrıca CMK’nın 137. maddesinin kıyasen uygulanabileceği belirtilmiştir.
Bu karar, dijital delillerin elde edilmesi, saklanması ve imhası konusunda avukatlar için kritik bir referanstır. Özellikle kişisel verilerin korunması, delil güvenliği ve orantılılık ilkesi açısından Ceza Muhakemesi Kanunu’nda acil yasal düzenleme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Avukatlar, dijital delillere dayalı soruşturma ve kovuşturmalarda bu kararı gerekçe göstererek veri saklama, imha ve erişim hakları konusunda itiraz ve talep dilekçeleri hazırlayabilirler.
Karar, aynı zamanda koruma tedbirlerinin ölçülülüğü, kişisel verilerin yargılama sonrası akıbeti ve kanunilik ilkesi bakımından geniş bir hukuki analiz içermektedir. Dokuz aylık erteleme süresi, kanun koyucuya dijital delillere ilişkin kapsamlı bir düzenleme yapma imkânı tanımaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, dijital delil elde etme usullerinin kişisel verilerin korunması hakkına getirdiği sınırlamanın orantısız olduğuna hükmetmiştir. Bu karar, ceza yargılamasında dijital delillerin hukuki rejimini yeniden şekillendirecek önemli bir dönüm noktasıdır.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
İcra Dosyalarında Usulsüz Tebligat Halleri ve Avukatlar İçin Pratik Değerlendirmeler
İcra takiplerinde tebligat usulüne riayet edilmemesinin yarattığı hukuki sonuçlar, Tebligat Kanunu ve Yargıtay içtihatları ışığında detaylı biçimde incelenmiştir.
Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yolunda Ödeme Emrinin Usulsüz Tebliği ve Tebliğ Tarihinin Düzeltilmesi
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, tebligat mazbatasında tebliğ memurunun ad ve soyadının bulunmaması nedeniyle ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğuna hükmederek, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararlarını bozmuştur.