AYM'nin 2020/22992 Başvuru Numaralı Kararı: Kamulaştırmasız El Atma Tazminatının Değer Kaybı Nedeniyle Mülkiyet Hakkı İhlali
Lawantra
17.06.2026
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü’nün 3 Aralık 2025 tarihli ve 2020/22992 başvuru numaralı kararı, kamulaştırmasız el atma davalarında tazminatın belirlenmesi ve ödenmesi süreçlerindeki anayasal sorunları detaylı biçimde ele almaktadır. Bu karar, özellikle mülkiyet hakkının korunması, kamulaştırma ilkeleri ve enflasyonun yarattığı değer kaybının hukuki sonuçları bakımından avukatlar ve hukuk profesyonelleri için önemli bir emsal teşkil etmektedir.
Başvurucu Mustafa Bahadır Bağyapan, İzmir Gaziemir ilçesi Sakarya Mahallesi’nde bulunan 1833 ada 3 parsel sayılı taşınmazın hissedarlarından biridir. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından imar planında belediye hizmet alanı olarak ayrılan taşınmaza fiilen yol yapılarak el atılmıştır. Başvurucu, 17 Ocak 2013 tarihinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat talepli dava açmıştır. Dava, diğer hissedarların benzer davalarıyla birleştirilmiş ve İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (E.2012/401) görülmüştür.
Yargılama sürecinde birden fazla bilirkişi raporu alınmıştır. İlk raporda taşınmazın arsa niteliğinde olduğu ve emsal taşınmaza göre %64 oranında değer taşıdığı tespit edilmiş, m² birim fiyatı 914 TL olarak hesaplanmıştır. Daha sonra dosyanın tefrikiyle devam eden yargılamada (E.2014/149) ikinci bir bilirkişi heyeti, emsal taşınmazı aynı kabul etmekle birlikte oranın %45’e düşürüldüğünü belirterek m² fiyatını 642 TL olarak belirlemiştir. Mahkeme, 3 Kasım 2014 tarihinde davanın kısmen kabulüne, taşınmazın tapu iptaliyle yol olarak terkinine ve 146.284,51 TL tazminatın yasal faiziyle ödenmesine hükmetmiştir.
Karar temyiz edilmiş, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi bozma kararı vermiştir. Bozma gerekçeleri arasında aynı taşınmazın diğer paydaşları için %30 oranının kabul edildiği bir davada bu oranın %45 olarak alınmasının çelişkisi, yargılama giderinin nispi uygulanmaması ve infazda tereddüt yaratacak karar verilmesi yer almaktadır. Karar düzeltme aşamasında Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, proje bütünlüğü dikkate alınarak taşınmazın tamamının bedelinin ödenmesi gerektiğini de bozma gerekçesine eklemiştir.
Bozma sonrası Mahkeme ek bilirkişi raporu istemiştir. Raporda, emsal taşınmaz çevresinde alışveriş merkezi ve metro hattı gibi gelişmelerin yaşandığı belirtilerek %45 oranının uygun olduğu vurgulanmıştır. Mahkeme, 5 Haziran 2018 tarihinde taşınmazın emsal değere göre %45 oranında, başvurucunun payına isabet eden tazminatın 1.686.590,98 TL olduğuna hükmetmiş, tapu iptali ve kalan kısmın belediye hizmet alanı olarak idare adına tesciline karar vermiştir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi kararı onamış, karar düzeltme talebi de reddedilmiştir. Başvurucu nihai kararı 17 Mart 2020 tarihinde öğrenmiş ve COVID-19 salgını nedeniyle duran süreleri dikkate alarak 16 Temmuz 2020’de bireysel başvuruda bulunmuştur.
Başvurucu, aynı bölgedeki benzer taşınmazlara daha yüksek bedel biçildiğini, ilk bilirkişi raporundaki 914 TL/m² değerinin ikinci raporda 642 TL’ye düşürüldüğünü, tazminatın düşük belirlendiğini ve enflasyon nedeniyle değer kaybına uğradığını iddia ederek adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı görüşü ise ödenen tazminat nedeniyle mağduriyetin sona erip ermediğinin değerlendirilmesi gerektiğini, diğer iddiaların kanun yolu şikayeti niteliğinde olduğunu belirtmiştir.
Anayasa Mahkemesi, başvuruyu mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir. Anayasa’nın 35. maddesi mülkiyet hakkını korurken, 46. maddesi kamulaştırma ilkelerini, 13. maddesi ise sınırlamaların ölçülülüğünü düzenlemektedir. Mahkeme, önceki kararlarında (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817; Ayla Aydınç ve diğerleri, B. No: 2014/10319) uzman mahkemelerin takdir yetkisine müdahale etmemiş, tazminatın makul ve tatmin edici olması halinde ihlal iddiasını kabul etmemiştir.
Somut olayda Mahkeme’nin birden fazla bilirkişi raporu aldığı, emsal karşılaştırması yaptığı, Yargıtay denetiminden geçtiği ve gerekçeli karar verdiği görülmüştür. Başvurucunun emsal gösterdiği diğer davalarda da Yargıtay bozma kararları verildiği, bu nedenle farklı değer tespitinin keyfi olmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle tazminatın düşük belirlenmesi iddiası “açıkça dayanaktan yoksun” bulunarak kabul edilemez kabul edilmiştir.
Ancak ikinci iddia olan “tazminatın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması” yönünden başvuru kabul edilebilir bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, önceki kararlarında (Ali Şimşek ve diğerleri, B. No: 2014/2073; Kadir Çakar, B. No: 2015/18908; Emine Dilek Onaran ve diğerleri, B. No: 2017/19987) kamulaştırma bedellerinin veya kamulaştırmasız el atma tazminatlarının enflasyon nedeniyle önemli ölçüde değer kaybetmesinin başvurucuya aşırı külfet yüklediğini ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğini kabul etmiştir. Somut olayda da aynı ilkelerin geçerli olduğu sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiş, ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne (E.2017/538, K.2018/333) gönderilmesine hükmetmiştir. Başvurucunun maddi ve manevi tazminat talepleri, yeniden yargılamanın yeterli olacağı gerekçesiyle reddedilmiştir. Ayrıca başvurucuya 40.446,90 TL yargılama gideri ödenmesine karar verilmiştir.
Bu karar, kamulaştırmasız el atma davalarında tazminatın belirlenmesinde emsal karşılaştırmasının titizlikle yapılması, gerekçelendirmenin yeterli olması gerektiğini vurgulamaktadır. Avukatlar açısından en kritik nokta, enflasyonun yarattığı değer kaybının Anayasa Mahkemesi içtihadı çerçevesinde mülkiyet hakkı ihlali oluşturmasıdır. Karar, idarelerin tazminat ödemelerini geciktirmemesi ve enflasyonist ortamda güncel değer üzerinden ödeme yapması gerektiğine işaret etmektedir. Yeniden yargılama aşamasında Mahkeme’nin AYM’nin belirlediği ilkeler doğrultusunda hareket etmesi zorunludur.
Kararın hukuki değeri, benzer davalarda idare aleyhine açılacak tazminat taleplerinde güçlü bir dayanak oluşturmaktadır. Özellikle uzun süren kamulaştırmasız el atma davalarında faiz ve enflasyon farkı taleplerinin gerekçelendirilmesinde bu emsal titizlikle kullanılmalıdır. (Yaklaşık 850 kelime)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Gemi İşletmecisinin İcradan Ödeme Yapması ve İstirdat Davasında Aktif Husumet: Yargı Kararı İncelemesi
Gemiye konulan haciz ve seferden men kararının kaldırılması için icra dosyasına ödeme yapan işletmecinin, ödediği bedelin iadesi için açtığı istirdat davasında aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi yönündeki İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararı, donatan-işletmeci ilişkisi açısından önemli bir emsal oluşturmaktadır.
Hekimin Mesleki Mali Sorumluluk Sigortası ve Malpraktis Davalarında Gerçek Riskler: Sigorta Tek Başına Yeterli mi?
Malpraktis uyuşmazlıklarında sigorta poliçesinin kapsamı, aydınlatılmış onam eksikliği, sağlık turizmi süreçleri ve manevi tazminat talepleri gibi konular avukatlar için kritik öneme sahiptir. Bu analizde, estetik cerrahi, sağlık turizmi ve komplikasyon yönetimi açısından hukuki riskler detaylı olarak ele alınmaktadır.