AYM Kararı Sonrası Kamulaştırmasız El Atma Davalarında Bedelin Belirleneceği Tarih ve Gerçek Karşılık İlkesi
Lawantra
23.06.2026
Kamulaştırmasız el atma davalarında bedelin belirlenme tarihi ve ödenen bedelin gerçek değerini koruyup korumadığı meselesi, Türk hukukunda uzun yıllardır tartışılmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Mustafa Bahadır Bağyapan başvurusunda (B. No: 2020/22992, 03.12.2025) verdiği karar, konuya yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu karar, yalnızca bedelin dava tarihi itibarıyla belirlenmesi ilkesini değil, belirlenen bedelin enflasyon karşısında değer kaybına uğramasının mülkiyet hakkını ihlal edebileceğini vurgulamıştır.
Tarihsel ve Yargısal Gelişim
Temel yaklaşım, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 16.05.1956 tarih ve E.1956/1, K.1956/6 sayılı kararı ile şekillenmiştir. Bu karara göre idarenin fiilen el atması halinde malik, müdahalenin önlenmesini veya bedel talebini seçebilmekte; bedel talebi mülkiyetin devrine rıza anlamına gelmekte ve bedel dava tarihindeki rayiç bedel üzerinden hesaplanmaktadır. Bu içtihat, 21.12.2019 tarihli 7201 sayılı Kanun ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na Ek 3. madde olarak kanunlaştırılmıştır.
AYM’nin 04.05.2023 tarih ve E.2019/93, K.2023/87 sayılı kararı ile Ek 3. maddedeki “dava tarihi itibarıyla” ibaresi iptal edilmişse de Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 10.10.2023 tarihli E.2023/256 K.2023/8687 ve 14.11.2023 tarihli E.2023/5918 K.2023/10981 sayılı kararlarında 1956 İçtihadı Birleştirme Kararına dayanarak dava tarihi ilkesini sürdürmüştür. Dolayısıyla ilke, kanuni dayanağını kaybetse de yargısal dayanağını korumaktadır.
Enflasyon ve Gerçek Karşılık Sorunu
Yüksek enflasyon dönemlerinde dava tarihinden ödeme tarihine kadar geçen sürede bedelin reel değerinin erimesi, malikin Anayasa’nın 46. maddesinde güvence altına alınan “gerçek karşılık” ilkesinden mahrum kalmasına yol açmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 08.04.2026 tarihli E.2025/5-113, 114, 115 sayılı kararlarında bu duruma dikkat çekerek, bedele dava tarihinden itibaren en yüksek kamu alacağı faizi uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.
Ancak istinaf aşamasında faiz talebinin ıslah edilememesi nedeniyle bazı dosyalar bu içtihattan yararlanamamıştır. Bu durum, bireysel başvuruya konu olmuş ve AYM, nominal bedel ile gerçek ekonomik karşılık arasındaki farkın başvurucuya aşırı külfet yüklediğine hükmetmiştir. Kararda, mülkiyet hakkının yalnızca bedel hükmedilmesiyle değil, o bedelin gerçek değerini koruyarak hak sahibine ulaşmasıyla korunabileceği vurgulanmıştır.
Hukuki Değerlendirme ve Avukatlara Yansımaları
AYM kararı, kamulaştırmasız el atma davalarında (2942 sayılı Kanun md. Ek-3, 4650 sayılı Kanun ile değişik şekli) bedel tespitinin ötesinde, enflasyonist erimenin telafi mekanizmalarının da Anayasa’nın 46. ve 35. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Avukatlar, dava dilekçelerinde yasal faiz yanında “en yüksek kamu alacağı faizi” veya “yeniden değerleme oranı” talebini açıkça belirterek olası ıslah sınırlamalarının önüne geçmelidir.
Karar, aynı zamanda idari yargıda görülen kamulaştırmasız el atma tazminat davalarında (2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu md. 13) delil toplama ve bilirkişi incelemesi aşamalarında rayiç bedelin güncel enflasyon verileriyle desteklenmesini zorunlu kılmaktadır. Hukuk Genel Kurulu kararları ile AYM kararı arasındaki uyum, bedelin “dava tarihi”nde tespit edilmesi ancak “ödenme tarihi”nde gerçek karşılığının korunması formülünü benimsemiştir.
Gelecek Perspektifi ve Yasal İhtiyaç
Karar, benzer bireysel başvuruların artacağını öngörmektedir. Bu nedenle kanun koyucunun, 2942 sayılı Kanun’a gerçek karşılık ilkesini operasyonel hale getirecek hükümler eklemesi zorunlu görünmektedir. Örneğin, bedele otomatik olarak ÜFE veya TÜFE bazlı endeksleme ya da yasal faiz üst sınırı uygulaması getirilebilir. Aksi takdirde, mülkiyet hakkının fiili korunması mümkün olmayacaktır.
Avukatlar ve hukuk profesyonelleri, bu gelişmeleri takip ederek müvekkillerine stratejik danışmanlık vermelidir. Dava açma stratejisinde, bedel tespiti yanında faiz ve enflasyon telafisi taleplerinin titizlikle hazırlanması, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının ışığında idari ve adli yargı mercilerinde daha güçlü argümanlar sunacaktır. Karar, aynı zamanda kamulaştırma hukuku öğretiminde ve uygulamada “gerçek karşılık” kavramının yeniden tanımlanmasını gerektirmektedir.
Sonuç olarak, AYM’nin kararı kamulaştırmasız el atma hukukunda paradigmatik bir değişimi işaret etmekte; bedelin belirlenme tarihi ilkesi korunmakla birlikte, ödenen bedelin reel değerinin korunması, mülkiyet hakkının vazgeçilmez unsuru olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede, yasal bir düzenleme ile yargı içtihatlarının bütünleştirilmesi, hukuki güvenlik ve adalet ilkelerinin gerçekleşmesi açısından kritik öneme sahiptir.
(Toplam kelime sayısı: 874)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2023/5150 E., 2026/1116 K. sayılı Kararı: Karakolda Darp ve Hakaret İddiasının İftira Suçu Olarak Değerlendirilmesi
Yargıtay, karakolda ifadesi alınırken darp ve hakaret gördüğünü iddia eden sanığın, tanık beyanları ve sağlık raporlarıyla çelişen şikayetinin iftira suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir. Karar, isnat kastının belirlenmesinde tanık ve rapor delillerinin önemini vurgulamaktadır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2024/22294 E., 2025/5149 K. sayılı Kararı: İnfaz Kurumunda Darp İddiası ve İftira Suçu
Yargıtay, infaz kurumunda kavga olayına karışmadığı halde memurlara darp isnadında bulunan hükümlü sanığın eylemini zincirleme iftira suçu olarak nitelendirmiş ve mahkumiyet hükmünü onamıştır. Karar, kamera görüntüleri ve raporların isnat kastının belirlenmesindeki rolünü vurgulamaktadır.