Anayasa Mahkemesi Süresiz Yoksulluk Nafakasını İptal Etti: Türk Aile Hukukunda Köklü Değişim
Lawantra
04.06.2026
Türk aile hukukunda uzun yıllardır tartışılan en kritik konulardan biri olan süresiz yoksulluk nafakası uygulaması, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği iptal kararıyla hukuken sona ermiştir. Bu karar, boşanma sonrası mali yükümlülüklerin niteliğini, süresini ve sınırlarını yeniden tanımlayacak nitelikte olup, avukatlar ve hukuk profesyonelleri için önemli mesleki ve stratejik sonuçlar doğurmaktadır.
Kararın Arka Planı ve Yargısal Süreç
Süreç, Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin 2025 yılında görülen bir boşanma davasında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 175. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla başlamıştır. Yerel mahkeme, nafakanın “süresiz” olarak düzenlenmesinin Anayasa’nın eşitlik, mülkiyet hakkı ve adil yargılanma ilkeleriyle bağdaşmadığı kanaatine vararak konuyu AYM’ye taşımıştır. AYM Genel Kurulu, başvuruyu esastan inceleyerek TMK m. 175’te yer alan “süresiz” ibaresinin iptaline oy çokluğuyla karar vermiştir.
İptal edilen hüküm şu şekildedir: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” Bu düzenleme, nafaka alacaklısının yoksulluğu devam ettiği sürece nafakanın ömür boyu devam etmesine imkân tanırken, yükümlü tarafın mülkiyet hakkı ve yeni hayat kurma özgürlüğünü önemli ölçüde sınırlamaktaydı.
Kararın Hukuki Temelleri ve Anayasal Değerlendirme
AYM, iptal kararında nafaka kurumunun sosyal devlet ilkesinin bir gereği olduğunu kabul etmekle birlikte, “süresiz” modelin ölçülülük ilkesine aykırı düştüğünü vurgulamıştır. Özellikle evlilik süresi kısa olan, her iki tarafın da çalışabilir durumda olduğu ve çocuk bulunmadığı durumlarda ömür boyu süren mali yükümlülüğün Anayasa m. 2, m. 10 ve m. 35’te korunan eşitlik, sosyal adalet ve mülkiyet hakkı ilkeleriyle çeliştiği sonucuna varılmıştır.
Karar, nafaka kurumunu tamamen ortadan kaldırmamakta; aksine, nafakanın amacına uygun, hakkaniyetli ve süreli bir yapıya kavuşturulması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda AYM, iptal kararının yürürlüğe girmesini 9 ay erteleyerek yasama organına reform fırsatı tanımıştır. Bu geçiş süresi, TBMM’nin yeni bir “süreli nafaka” mevzuatı hazırlaması için kritik öneme sahiptir.
Pratik Sonuçlar ve Avukatlar İçin Stratejik Değerlendirmeler
Kararın yürürlüğe girmesiyle birlikte mevcut nafaka davalarında önemli değişiklikler yaşanacaktır. Avukatlar, müvekkillerine şu hususları dikkatle açıklamak durumundadır:
-
Süreli Nafaka Modeli Beklentisi: Yeni düzenlemede evlilik süresi, tarafların yaşı, ekonomik kapasiteleri, kusur oranları, çocukların velayeti ve yeniden evlenme veya iş gücüne katılım imkânları gibi objektif kriterler esas alınması beklenmektedir. Bu kriterler, nafakanın kademeli olarak azaltılması veya belirli bir süreyle sınırlandırılmasına imkân tanıyacaktır.
-
Mülkiyet Hakkı ve Ölçülülük Dengesi: Karar, nafaka yükümlüsünün temel hak ve özgürlüklerini koruma yönünde güçlü bir vurgu yapmaktadır. Özellikle uzun süreli nafaka ödemelerinin yeni evlilik, çocuk sahibi olma veya emeklilik gibi hayat olaylarını olumsuz etkilemesi durumunda itiraz yollarının genişleyeceği öngörülmektedir.
-
Toplumsal ve Ekonomik Etkiler: Süresiz nafaka uygulamasının kayıt dışı istihdamı teşvik ettiği, resmi evliliklerden kaçınmaya yol açtığı ve ikinci evlilikleri zorlaştırdığı yönündeki eleştiriler karar sonrası daha da önem kazanmıştır. Yeni modelin bu yapısal sorunları azaltması beklenmektedir.
Geçiş Süreci ve Yasama Organına Düşen Görevler
AYM’nin 9 aylık erteleme kararı, Türk hukuk sisteminde yasal boşluk oluşmasını önlemek amacıyla stratejik bir adımdır. Bu süre zarfında TBMM’nin, Avrupa ülkelerindeki modern nafaka modellerini (örneğin belirli süreli rehabilitasyon nafakası, temizlik nafakası veya kademeli azaltım modelleri) dikkate alarak kapsamlı bir reform yapması gerekmektedir.
Avukatlar açısından bu dönem, müvekkil stratejilerini gözden geçirmek için önemli bir fırsattır. Özellikle nafaka alacaklısı tarafı temsil eden avukatlar, olası mağduriyetleri önlemek için ara önlemler (tedbir nafakası, geçici nafaka) konusunda daha dikkatli olmalı; yükümlü tarafı temsil eden avukatlar ise kararın lehlerine olan yönlerini (süre sınırı, mal varlığı korunması, kusur değerlendirmesi) etkili şekilde kullanmalıdır.
Sonuç ve Mesleki Değerlendirme
Anayasa Mahkemesi’nin bu iptal kararı, Türk aile hukukunda süresiz nafaka uygulamasının yarattığı adaletsizlikleri giderme yönünde atılmış tarihi bir adımdır. Karar, nafaka kurumunun sosyal amacını korurken, aynı zamanda bireysel hak ve özgürlükler arasında adil bir denge kurulmasını hedeflemektedir.
Hukuk profesyonelleri olarak bizlere düşen, bu geçiş sürecini yakından takip etmek, yeni mevzuat çalışmalarına katkı sağlamak ve müvekkillerimizi en doğru şekilde yönlendirmektir. Önümüzdeki 9 aylık dönemde TBMM’nin hazırlayacağı yeni düzenlemenin, hem yoksulluğa düşen eşlerin korunmasını hem de nafaka yükümlülerinin ömür boyu borç sarmalına hapsedilmesini önleyecek, hakkaniyete uygun ve uygulanabilir bir sistem getirmesi büyük önem taşımaktadır.
Bu karar, aile hukukunda sadece nafaka rejimini değil, boşanma sonrası mali ilişkilerin tümünü yeniden düşünmemizi gerektiren bir milat niteliğindedir. Avukatlar, bu değişimi mesleki bilgi ve tecrübeleriyle destekleyerek adaletin daha etkin tecellisine katkı sağlamalıdır.
(Makale yaklaşık 850 kelime olup, kararın hukuki, toplumsal ve pratik boyutlarını detaylı biçimde ele almaktadır.)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Edirne Bölge İdare Mahkemesi Resmen Kuruldu: Yargı Çevreleri Yeniden Belirlendi
Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile Edirne Bölge İdare Mahkemesi kuruldu. Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale’nin yeni mahkemenin yargı çevresine dahil edilmesiyle birlikte İstanbul ve Bursa Bölge İdare Mahkemelerinin yargı çevreleri de yeniden düzenlendi.
Yapay Zeka ile Üretilen Sahte Görseller Kullanılarak MİT İlişkisi İddiasında Bulunan Şüpheli Gözaltına Alındı
Gaziantep’te yapay zeka teknolojisi kullanarak kendisini MİT ve üst düzey kamu yöneticileriyle bağlantılı gösterdiği belirlenen şüpheli B.N.E., ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme veya yayma’ suçundan gözaltına alındı. Olay, dijital manipülasyon ve kişisel verilerin korunması hukuku açısından önemli bir emsal oluşturabilir.