Anayasa Mahkemesi’nin 2026/36 Sayılı Kararıyla CMK m. 134’ün İptali: Soruşturma Evresinde Kişisel Verilerin Korunması ve Ölçülülük İlkesi
Lawantra
02.06.2026
Anayasa Mahkemesi’nin E.2023/128, K.2026/36 sayılı ve 12 Şubat 2026 tarihli kararı, ceza muhakemesi hukuku ile kişisel verilerin korunması hukuku kesişiminde çığır açıcı bir nitelik taşımaktadır. Mahkeme, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 134. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin esas kısmını ve (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin esas kısmını Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. İptal kararı, dokuz ay sonra yürürlüğe girecek şekilde ertelenmiştir. Bu karar, avukatlar, savcılar ve ceza hukukçuları için soruşturma evresinde delil elde etme yöntemlerinin anayasal sınırlarını yeniden tanımlaması açısından büyük önem arz etmektedir.
Karar, 2020 yılında yayımlanan “Kişisel Verilerin Soruşturma Evresinde İşlenmesi ve İnsan Hakları Kapsamında Korunması” başlıklı akademik çalışmayla önemli ölçüde örtüşmektedir. Anayasa Mahkemesi, kitapta dile getirilen kanunilik, ölçülülük, amaçla sınırlılık, saklama süresi ve imha güvencesi eksikliklerini neredeyse birebir gerekçe olarak kullanmıştır. Bu durum, doktriner çalışmaların yargısal kararlar üzerindeki etkisini somut biçimde ortaya koymaktadır.
CMK m. 134, soruşturma evresinde bilgisayar, bilgisayar kütükleri, program ve verilerin aranması, kopyalanması ve el konulmasını düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi, bu hükmün kişisel verilerin korunması hakkına (Anayasa m. 20) orantısız müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, ölçülülük ilkesini elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkeleri bakımından ayrı ayrı incelemiş ve orantılılık boyutunda Anayasa’ya aykırılık saptamıştır.
Kararın en kritik noktalarından biri, kanunilik ilkesine ilişkindir. AYM, temel hakları sınırlayan normun belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerektiğini vurgulamış, CMK m. 134’ün elde edilen verilerin işlenmesi, saklanması ve imhasına ilişkin çerçevenin belirlilik ilkesini karşılamadığını belirtmiştir. Bu tespit, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “kanunilik” içtihadıyla uyumludur.
Ölçülülük değerlendirmesinde ise dört temel güvence eksikliği öne çıkarılmıştır: (1) Elde edilen kişisel verilerin ayrı bir veri tabanına işlenmesine dair düzenleme bulunmaması, (2) Verilerin soruşturma amacı için gerekenden daha uzun süre saklanıp saklanmadığının denetlenmesine olanak tanıyan mekanizmanın eksikliği, (3) Yargılama sonunda verilerin silinmesi, imhası veya işlenmesinin sınırlandırılmasına ilişkin açık yasal çerçevenin olmaması, (4) Saklama süresi, kapsamı ve yetkili merciinin belirlenmemiş olması. Bu eksiklikler, amaçla sınırlılık ilkesini de doğrudan etkilemektedir.
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (KVKK) m. 28/1-ç bendi uyarınca soruşturma evresindeki veri işleme faaliyetlerinin Kanun kapsamı dışında bırakılması, Anayasa m. 20/3’teki koruma güvencelerini fiilen işlevsiz kılmaktadır. AYM, bu durumun hakkın özüne dokunduğunu ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olduğunu kabul etmiştir. Kararda, AB’nin 2016/680/EU sayılı Direktifi’nin Türk hukukuna aktarılmamış olmasının yarattığı boşluk da vurgulanmıştır.
Karar oyçokluğuyla alınmıştır. Beş üye karşı oy yazısında, mevcut usul güvencelerinin (itiraz yolu, bilirkişi incelemesi, şüphelinin verilere erişim hakkı) yeterli olduğunu savunmuştur. Ancak çoğunluk, usul güvencelerinin maddi güvence eksikliklerini ikame edemeyeceğini belirterek iptal yönünde oy kullanmıştır. Bu yaklaşım, temel hakların sınırlandırılmasında hem usul hem maddi güvencelerin birlikte aranması gerektiği yönündeki çağdaş doktriner görüşle uyumludur.
Kararın ceza hukuku pratiği açısından sonuçları önemlidir. Soruşturma evresinde bilgisayar araması kararı veren hâkim ve savcılar, artık verilerin kopyalanması, saklanması ve imhası konusunda daha sıkı anayasal denetimle karşı karşıya kalacaktır. Müdafi avukatlar ise şüphelinin verilere erişim hakkı, imha talebi ve itiraz mekanizmalarını daha etkin kullanabilecektir. İptal kararının dokuz aylık erteleme süresi, kanun koyucuya CMK m. 134 ve ilgili hükümleri 2016/680/EU Direktifi doğrultusunda yeniden düzenleme yükümlülüğü getirmektedir.
Bu karar, aynı zamanda Anayasa Mahkemesi’nin önceki tutumundan (E.2016/125, K.2017/143) ayrıldığını göstermektedir. 2017 kararında ölçülülük incelemesi yüzeysel kalmışken, 2026/36 sayılı kararda elverişlilik, gereklilik ve orantılılık unsurları ayrı ayrı ve derinlemesine analiz edilmiştir. Bu metodolojik dönüşüm, Mahkeme’nin doktriner birikimi dikkate aldığını işaret etmektedir.
Avukatlar açısından karar, soruşturma dosyalarındaki dijital delillerin hukuka aykırı elde edildiği iddialarının güçlenmesine zemin hazırlamaktadır. Özellikle ilgisiz kişisel verilerin dosyada uzun süre tutulması veya imha edilmemesi, Anayasa m. 20 ihlali iddiasıyla bireysel başvuru yolunu da açabilecektir.
Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi’nin 2026/36 sayılı kararı, soruşturma evresinde kişisel verilerin korunması rejimini kökten değiştirecek bir nitelik taşımaktadır. Karar, kanunilik ve ölçülülük ilkelerinin somut güvence eksiklikleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuş, kanun koyucuya kapsamlı bir reform yükümlülüğü yüklemiştir. Ceza muhakemesi uygulayıcıları, bu kararın gereklerini titizlikle dikkate almak zorundadır. (Toplam kelime sayısı: 812)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Muris Muvazaasında Murisin Gerçek İradesinin Tespiti: Yargıtay İçtihatları ve Uygulama Esasları
Muris muvazaası davalarında belirleyici unsur, murisin gerçek iradesinin satış mı yoksa mirasçılardan mal kaçırma amacıyla bağış mı olduğunun ortaya çıkarılmasıdır. Makale, Yargıtay'ın 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ışığında bedel ödenmesi, aile içi paylaşım ve ispat yükü gibi konuları detaylı biçimde ele almaktadır.
AYM'nin 2020/39936 Başvuru Numaralı Kararı: Bağlantılı Suçlarda Kısmi Kesinleşme ve Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı
Anayasa Mahkemesi, KPSS soruşturmasında bağlantılı suçlardan birinin istinafta kesinleşip infaz edilmesine rağmen diğerinin temyiz incelemesinin devam etmesinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Karar, aynı maddi vakıalarla ilgili çelişkili kararların hukuk güvenliğini zedelediğini vurgulamaktadır.