Anayasa Mahkemesi'nin 2023/1011 Başvuru Numaralı Kararı: FETÖ/PDY İlişkisi Nedeniyle Kamu Görevinden Çıkarma ve Özel Hayata Saygı Hakkı
Lawantra
24.06.2026
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 2023/1011 başvuru numaralı kararında, devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY) ile iltisak ve irtibat iddiasıyla olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi kapsamında kamu görevinden çıkarılan bir emniyet mensubunun bireysel başvurusunu incelemiştir. Karar, 2 Nisan 2026 tarihinde verilmiş olup Resmi Gazete'de 23 Haziran 2026 tarihinde yayımlanmıştır. Bu karar, avukatlar ve hukuk profesyonelleri için OHAL dönemi idari tedbirlerinin hukuki niteliği, delil değerlendirmesi ve temel haklara müdahalenin sınırları açısından kritik bir emsal teşkil etmektedir.
Başvurucu, Antalya Aksu İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yaparken, 677 sayılı Olağanüstü Hal KHK'sinin ekli listesinde yer alması nedeniyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucu, bu işlemin özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini ve kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmaksızın masumiyet karinesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, başvuruyu kabul edilebilir bulmuş ve esas incelemede özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine, masumiyet karinesine yönelik iddianın ise açıkça dayanaktan yoksun olduğuna hükmetmiştir.
Kararın arka planında, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü ve sonrasında ilan edilen olağanüstü hal süreci yer almaktadır. Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında (örneğin Aydın Yavuz ve diğerleri, B. No: 2016/22169, 20/6/2017) FETÖ/PDY'nin yapısını, Milli Güvenlik Kurulu kararlarını ve darbe teşebbüsünün arkasındaki örgütsel bağlantıları detaylı biçimde analiz etmiştir. FETÖ/PDY, yargı kararlarında devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi amaçlayan, gizlilik, hücre tipi örgütlenme ve istihbarat benzeri yöntemlerle hareket eden bir terör örgütü olarak nitelendirilmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı ile Danıştay'ın çeşitli kararları bu yapının özelliklerini teyit etmektedir.
Olağanüstü hal döneminde 677 sayılı KHK ile terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapılarla iltisakı yahut irtibatı olan kamu görevlileri, ekli listelerde isimleri belirtilmek suretiyle doğrudan kamu görevinden çıkarılmıştır. Bu işlemler, 685 sayılı KHK ile kurulan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) tarafından incelenmiş, ret kararlarına karşı idari yargı yolu açılmıştır. Başvurucu, OHAL Komisyonu'nun ret kararına karşı Ankara 22. İdare Mahkemesi'nde dava açmış, dava reddedilmiş, istinaf ve temyiz aşamalarında da karar onanmıştır. Ayrıca başvurucu hakkında Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde FETÖ/PDY üyeliği suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verilmiş olup istinaf onanmış, temyiz süreci devam etmektedir.
Kararda, 'Garson' kod adlı gizli tanığın 18 Nisan 2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na teslim ettiği micro SD kart ve cep telefonu içeriği merkezi rol oynamaktadır. Bu dijital materyaller, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından incelenmiş ve veri inceleme raporları ile veri analiz raporları hazırlanmıştır. Raporlarda, emniyet teşkilatı personelinin örgüt perspektifiyle fişlendiği, 'alan dışı', 'ilgi', 'alan içi', 'ümit' ve 'serhat' gibi kategoriler altında kodlamalar yapıldığı tespit edilmiştir. Başvurucu, 'A4' (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) ve 'EA' kodlarıyla sınıflandırılmıştır. Garson'un çeşitli mahkemelerdeki beyanları, kodlamaların örgüt içi hiyerarşi, himmet, toplantı katılımı ve sadakat düzeyini yansıttığını ortaya koymaktadır.
Danıştay Beşinci Dairesi'nin 28 Mayıs 2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararı ile Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin çeşitli kararlarında (örneğin E.2023/26776, K.2025/1399), bu kodlama verilerinin hukuka uygun delil niteliğinde olduğu ve FETÖ/PDY ile iltisak/irti bat değerlendirmesinde esas alınabileceği belirtilmiştir. Ancak kodlamaların tek başına yeterli olup olmadığı, destekleyici delillerle teyit edilip edilmediği ayrıca incelenmelidir. Anayasa Mahkemesi, somut olayda kodlama bilgisinin yanı sıra tanık beyanlarının (A.K. ve A.K.E.) de değerlendirildiğini, başvurucunun FETÖ/PDY aleyhine rapor işleme almadığı ve örgütle bağlantılı kişilere görev verdiği yönündeki iddiaların somutlaştığını vurgulamıştır.
Özel hayata saygı hakkı (Anayasa m. 20) yönünden inceleme, Anayasa'nın 15. maddesi çerçevesinde yapılmıştır. Olağanüstü hal döneminde temel haklara müdahalenin 'durumun gerektirdiği ölçüde' olması gerektiği belirtilerek, tedbirin elverişli, gerekli ve orantılı olduğu sonucuna varılmıştır. FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, darbe teşebbüsünün yarattığı yakın tehdit ve kamu görevlilerinden beklenen sadakat yükümlülüğü (Anayasa m. 129) dikkate alınmıştır. Müdahalenin kanuni dayanağı (677 sayılı KHK, 7083 sayılı Kanun), meşru amacı (milli güvenlik ve kamu düzeni) ve yargısal denetim mekanizmalarının (OHAL Komisyonu, idari yargı) varlığı ölçülülüğü desteklemektedir. AİHM'nin Pişkin/Türkiye (33399/18, 15/12/2020), Xhoxhaj/Arnavutluk (15227/19, 9/2/2021) ve Polyakh ve diğerleri/Ukrayna (58812/15 ve diğerleri, 17/10/2019) kararları da benzer tedbirlerin Sözleşme'nin 8. maddesiyle uyumlu olabileceğini göstermektedir.
Masumiyet karinesi (Anayasa m. 38/4) iddiası ise, idari tedbirin cezai nitelik taşımadığı, kararların suç isnadı değil iltisak/irti bat değerlendirmesi içerdiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 24 Haziran 2021 tarihli E.2018/81, K.2021/45 sayılı norm denetimi kararında benzer tedbirlerin cezai olmadığını vurgulamıştır.
Bu karar, avukatlar açısından FETÖ/PDY soruşturmalarında kodlama verilerinin delil değeri, idari yargıda resen araştırma yükümlülüğü (İYUK m. 20) ve OHAL tedbirlerinin bireyselleştirilmesi gerekliliğini vurgulamaktadır. Danıştay'ın çeşitli kararlarında (örneğin E.2024/6129, K.2024/13691) kodlamaların 'alan içi' kategorisinde olmasının iltisakı gösterdiği, ancak 'ilgi' veya 'serhat' kategorilerinde destekleyici delil aranması gerektiği belirtilmiştir. Karar, idari ve adli yargı arasındaki delil standardı farkını da netleştirmekte, ceza beraatinin idari iltisak değerlendirmesini engellemediğini teyit etmektedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine oybirliğiyle karar vermiştir. Bu emsal, benzer davalarda delillerin bütüncül değerlendirilmesi, yargısal denetimin etkinliği ve milli güvenlik ile bireysel haklar arasındaki dengeyi koruma zorunluluğunu hatırlatmaktadır. Avukatlar, müvekkillerine kodlama raporlarının teknik incelenmesi, tanık beyanlarının çelişki analizi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına dayalı itiraz stratejileri geliştirmelidir. Karar, OHAL sonrası dönemde temel hakların korunması ile devletin güvenlik ihtiyacının dengelenmesinde önemli bir mihenk taşıdır. (Kelime sayısı: 1248)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
İş Sözleşmesinin Haksız Feshine Karşı İşe İade Davası: Şartları, Usulü ve Sonuçları
İş Kanunu kapsamında belirsiz süreli sözleşmeyle çalışan ve iş güvencesinden yararlanan işçilerin, geçerli sebep olmaksızın işten çıkarılması halinde açabileceği işe iade davasının hukuki çerçevesi, arabuluculuk şartı, yargılama süreci ve olası sonuçları detaylı biçimde ele alınmaktadır.
Anayasa Mahkemesi Kararı: Pasaport Tahdidi Nedeniyle Oluşan Zararın Tazmin Edilmemesi ve Etkili Başvuru Hakkı
Anayasa Mahkemesi, pasaportuna hukuka aykırı tahdit konulduğu yargı kararıyla tespit edilen başvurucunun manevi zararının tazmin edilmemesini, özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir. Karar, idari yargıda tam yargı davalarında hizmet kusuru incelemesinin yeterliliğini ve OHAL dönemi işlemlerinde giderim yükümlülüğünü vurgulamaktadır.