Anayasa Mahkemesi’nden Kısmi Dava Kararı: HMK 109. Madde Anayasaya Aykırı Değil
Lawantra
02.07.2026
Anayasa Mahkemesi, 16 Nisan 2026 tarihli ve 2025/231 E., 2026/82 K. sayılı kararıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinin başlığı, (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasındaki “kısmi” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı iddiasını reddetti. Ankara 73. İş Mahkemesi’nin itirazı üzerine verilen bu karar, kısmi dava kurumunun hukuki niteliğini, avantaj ve dezavantajlarını derinlemesine analiz etmesi bakımından hukuk camiası için büyük önem taşımaktadır.
Kararın Dayanağı ve İtiraz Konusu
İtiraz, işçilik alacaklarının tahsili amacıyla açılan bir davada ortaya çıktı. Mahkeme, HMK m. 109’un talep konusunun bölünebilir olduğu hallerde kısmi dava açılmasına izin veren hükmünün, Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 35., 36., 40. ve 141. maddelerine aykırı olduğu kanaatine vararak iptal talebinde bulundu.
AYM, ilk inceleme aşamasında dosyada usul eksikliği bulunmadığına oybirliğiyle karar verdi. Esas incelemede ise norm denetimi yetkisinin sınırlarını, hukuk devleti ilkesini, hak arama özgürlüğünü (Anayasa m. 36), usul ekonomisini (Anayasa m. 141) ve kanun koyucunun takdir yetkisini (Anayasa m. 142) detaylı biçimde ele aldı.
Kısmi Davanın Hukuki Niteliği
Mahkeme, eda davasının (HMK m. 105) temel özelliklerini hatırlatarak, talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda kısmi dava açılabileceğini belirtti. Kısmi davanın, ispat zorluğu yaşayan davacıyı yüksek yargılama giderlerinden koruduğunu, ancak zamanaşımı ve faiz açısından bazı dezavantajlar yarattığını vurguladı.
HMK m. 109/3’te yer alan “kısmi dava açılması, talep konusunun kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez” hükmü de incelendi. Mahkeme, bu düzenlemenin belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki farkı koruduğunu ve davacıya stratejik esneklik tanıdığını ifade etti.
Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi
AYM, madde başlığının norm niteliği taşımadığını belirterek, bu kısım hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” hükmetti. (Önceki kararları: E.2021/44 K.2024/172, E.2021/125 K.2023/213 vb.)
Esas yönünden ise şu tespitlerde bulundu:
- Hukuk Devleti İlkesi (m. 2): Kanunun kamu yararı amacıyla çıkarıldığı, bireysel riskleri azaltarak hak arama özgürlüğünü kolaylaştırdığı belirtildi.
- Hak Arama Özgürlüğü ve Adil Yargılanma (m. 36): Kısmi dava, yüksek harç ve masraf riskini azaltarak mahkemeye erişimi kolaylaştırmaktadır.
- Usul Ekonomisi (m. 141): Çok sayıda dava açılması riskine rağmen, zamanaşımı işlemeye devam etmesi ve dürüstlük kuralına aykırı parçalama halinde reddedilebilmesi nedeniyle yargılamaların gereksiz uzamasının önüne geçildiği değerlendirildi.
Mahkeme, kanun koyucunun takdir yetkisi çerçevesinde hareket ettiğini, kuralların Anayasa’nın 5., 10., 13., 35. ve 40. maddeleriyle de çelişmediğini belirterek itirazı oybirliğiyle reddetti.
Avukatlar ve Hukuk Pratiği Açısından Sonuçlar
Bu karar, özellikle iş hukuku, tüketici hukuku ve ticari alacak davalarında kısmi dava stratejisinin önünü açmaktadır. Avukatlar, alacağın tamamını dava etmek yerine riski dağıtmak için kısmi dava yoluna başvurabileceklerdir. Ancak karar, belirsiz alacak davası (HMK m. 107) ile kısmi dava arasındaki farkın korunmasına da vurgu yapmaktadır.
İş Mahkemeleri’nde işçilik alacaklarında (kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai vb.) kısmi dava açılması artık daha güvenli bir zemine oturmuştur. Karar, aynı zamanda zamanaşımı kesilmesi, temerrüt faizi ve feragat kurumlarının dikkatli kullanılması gerektiğinin altını çizmektedir.
Hukuk profesyonelleri, bu içtihadı dikkate alarak dava dilekçelerinde talep sonucunu titizlikle belirlemeli, müvekkillerini kısmi dava ve belirsiz alacak davası arasındaki stratejik farklar konusunda aydınlatmalıdır.
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, usul hukukunda istikrarın korunması ve hak arama özgürlüğünün dengeli biçimde güvence altına alınması açısından önemli bir kilometre taşıdır. (Word count: 812)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2025/3048 Sayılı Kararı: İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davalarında Zorunlu Arabuluculuk Başvuru Zamanı
Yargıtay, ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun, dava açma süresi başladıktan sonra yapılması gerektiğine dair önemli bir içtihat oluşturdu. Bu karar, bölge adliye mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığı gidererek uygulamada birlik sağladı.
Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 2026/1095 Sayılı İlke Kararı: Kaza Mağdurlarının Kişisel Verilerinin İşlenmesi
Kişisel Verileri Koruma Kurulu, kaza mağdurlarının kişisel verilerinin hukuka aykırı işlenmesine ilişkin önemli bir İlke Kararı yayınladı. 20.05.2026 tarihli ve 2026/1095 sayılı karar, hasar danışmanlığı şirketleri, sigorta eksperleri ve avukatların uyması gereken sınırları netleştirmektedir.