Adli Kontrolde Geçen Sürenin Hesabında 2011 Tarihli Yargıtay CGK Kararının Hukuka Aykırı Tahakkümü
Lawantra
30.06.2026
Adli kontrol tedbirinin azami sürelerinin hesaplanması, ceza muhakemesi hukukunda özgürlük ve güvenlik hakkı açısından merkezi öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) 16.12.2025 tarihli ve 16.04.2026 Resmi Gazete'de yayımlanan kararı, CMK md. 110/A'nin yorum farklılıklarını gidererek önemli bir içtihat oluşturmuştur. Kararda, soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında ayrım yapılmadığı gibi hüküm öncesi-sonrası veya kanun yollarındaki sürelerin hariç tutulmadığı açıkça belirtilmiştir. Özellikle yurt dışına çıkış yasağı gibi özgürlükten yoksun bırakmayan tedbirlerde, kanun yollarındaki sürelerin hesaba katılması gerektiği vurgulanmıştır.
Bazı yerel mahkemeler, AYM kararına rağmen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (CGK) 12.04.2011 tarihli, 2011/1-51 E., 2011/42 K. sayılı kararına atıfla itirazları reddetmektedir. Bu yaklaşım, Anayasa md. 153/6'nın 'AYM kararları yasama, yürütme, yargı organlarını, idareyi, gerçek ve tüzel kişileri bağlar' hükmünü ihlal etmektedir. Anayasa md. 138/4 ise mahkeme kararlarına uymayı zorunlu kılar ve geciktirilmesini yasaklar. AYM kararlarının bağlayıcılığı, yalnızca bireysel başvuru sahibini değil, emsal nitelikteki tüm benzer durumları kapsar. Danıştay kararları (örneğin 2020/6550 E., 2022/6643 K.) ve İDDK 2021/1828 E., 2021/1630 K. ilamı, AYM gerekçelerinin de bağlayıcı olduğunu teyit eder.
2011 CGK kararı, kendi içinde oybirliğiyle alınmamış olup 5 karşı oy içermektedir. Daha güncel CGK kararları (2015/469-132 ve 2020/462 E., 2022/671 K.), AYM kararlarının bağlayıcılığını ve içtihat yenileme etkisini kabul etmektedir. Bu nedenle, eski bir karara üstünlük tanınması norm hiyerarşisine aykırıdır. Avukatlar, itiraz dilekçelerinde Anayasa md. 11, 138 ve 153'ü, AYM'nin 2020/25089 B. sayılı kararını ve CGK'nın kendi içtihatlarını referans göstererek mahkemeleri AYM kararına uymaya davet etmelidir.
Mahkemelerin kendiliğinden azami süreyi hesaplaması Anayasal zorunluluktur. Adli kontrolün uzun sürmesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını (Anayasa md. 19) ihlal edebilir. Bu makale, yerel uygulamalardaki tutarsızlığın Anayasa ihlali yarattığını, avukatların mesleki sorumluluğu kapsamında AYM içtihadını ön plana çıkarması gerektiğini savunmaktadır. Reform açısından, CMK md. 110/A'nin netleştirilmesi ve AYM kararlarının otomatik uygulanması mekanizmaları geliştirilmelidir. Bu yaklaşım, adil yargılanma hakkını güçlendirir ve ceza adalet sistemine güveni artırır. (Kelime sayısı: 612)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Toplumsal Değerler Analizi: Adalet, Ahlak ve Hukuk İlişkisi Üzerine Bir İnceleme
Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel’in kaleme aldığı toplumsal değerler analizi, adalet duygusunun psikolojik, felsefi ve hukuki boyutlarını derinlemesine ele alarak avukatlar ve hukuk profesyonellerine ahlaki ikilemler, yargı etiği ve sosyal adalet kavramları üzerine güçlü bir çerçeve sunuyor. Makale, yararcılık, deontoloji ve erdem etiği yaklaşımlarını karşılaştırarak hukuk pratiğinde değerlerin rolünü tartışıyor.
AYM'nin Bu Haftaki Genel Kurul ve Bölümler Gündemi: Yaşam Hakkı, Kötü Muamele ve İfade Özgürlüğü Odaklı 80'den Fazla Bireysel Başvuru
Anayasa Mahkemesi'nin 30 Haziran - 2 Temmuz 2026 tarihleri arasındaki Bölümler ve Genel Kurul gündemi, yaşam hakkı, kötü muamele yasağı, adil yargılanma hakkı, ifade ve toplantı özgürlüğü ile mülkiyet hakkı ihlallerine ilişkin çok sayıda önemli bireysel başvuruyu kapsıyor. Avukatlar için kritik emsal kararlara işaret eden gündem, özellikle terör soruşturmaları, infaz koşulları ve OHAL tedbirleri bağlamında derin hukuki analizler sunuyor.