ABAD’ın Trafik Kazası Tazminat Alacaklarının Devrine İlişkin C-277/25 Sayılı Kararının Değerlendirilmesi
Lawantra
29.06.2026
Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), 25 Haziran 2026 tarihinde verdiği C-277/25 sayılı kararında, trafik kazalarından doğan tazminat alacaklarının profesyonel hasar danışmanlık ve aracı kurumlara devredilmesi meselesini detaylı biçimde ele almıştır. Karar, Polonya mahkemelerinin ön karar başvurusu üzerine verilmiş olup, Birlik genelindeki tüm mahkemeleri bağlayıcı niteliktedir.
Kararın Özeti ve Hukuki Temeli
ABAD, 2009/103 sayılı Motorlu Araçlar Üçüncü Taraf Sorumluluk Sigortası Direktifi’nin, tazminat alacaklarının üçüncü kişilere devrini yasaklamadığını tespit etmiştir. Devrin geçerliliği, ulusal hukukun izin verip vermemesine bağlıdır. Ancak alacağı devralan üçüncü kişi, Direktif’in 1. maddesinin 2. fıkrasında tanımlanan “zarar gören” sıfatını kazanamamaktadır. Bu nedenle Brüksel mevzuatının mağdurlara tanıdığı özel korumalardan (doğrudan dava hakkı dahil) yararlanamamaktadır.
Divan’a göre, zarar gören kavramı “bir aracın neden olduğu zararın tazminini isteme hakkına sahip olan herkes” şeklinde tanımlanmıştır. Tazminat alacağını sözleşme yoluyla devralan kişi, haksız fiilden değil sözleşmeden kaynaklanan hakka sahip olduğundan “zarar gören” statüsüne girmemektedir. Bu ayrım, Direktif’in 18. maddesinde düzenlenen sigorta şirketine karşı doğrudan dava hakkının devralan lehine kullanılamayacağı sonucunu doğurmuştur.
Türkiye Hukukuna Etkileri
Karar, Türkiye açısından da büyük önem taşımaktadır. 8 Temmuz 2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7251 sayılı Kanun’un 57. maddesiyle 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’na eklenen Ek Madde 6, trafik kazası tazminat alacaklarının devrini kesin biçimde yasaklamıştır. Alacak, ancak hak sahibi, kanuni temsilcisi, belirli yakınları veya bizzat vekâlet verdiği avukatı tarafından takip edilebilir. Tazminat alacağı hiç kimseye devredilemez.
ABAD kararı, bu ulusal yasağın Birlik mevzuatına aykırı olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Zira Direktif’te böyle bir devir yasağı bulunmamakta, konu ulusal hukuklara bırakılmaktadır. Türkiye’de devir yasağı getirilerek mağduriyetlerin önlenmesi amaçlanmıştır.
Ancak uygulamada, kanuni yasağa rağmen “fiili devir” yöntemleri devam etmektedir. Hasar danışmanlık şirketlerinin avukat vekâletnamesi kullanarak sigortalı adına hareket etmesi, vekâletin gerçek niteliğini tartışmalı hale getirmektedir. Bu durum, 5684 sayılı Kanun’un amacını aşındırmaktadır.
SEDDK ve TBB’nin Rolü
Sigorta ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), bu fiili uygulamaları önlemek üzere ikincil düzenlemeler yapmıştır. “Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Tazminat Taleplerinde Hak Sahiplerinin İletişim Numaralarının Sunulmasına İlişkin Genelge (2026/13)” ve Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler bu yöndedir. Kurum Başkanı Davut Menteş, fiili dolanmaları da engelleyecek yeni düzenlemelerin yolda olduğunu belirtmiştir.
Türkiye Barolar Birliği (TBB), yasa dışı hasar danışmanlık şirketleri, aracı ve iş takipçilerine karşı “İhbar Butonu” uygulamasını devreye sokmuştur. Vatandaşlar, https://www.barobirlik.org.tr adresinden online ihbar yapabilmektedir. Yapılan başvurular sonucunda Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu ve ilgili mercilerce etkin yaptırımlar uygulanmaya başlanmıştır.
Mesleki Tavsiyeler ve Sonuç
Trafik kazası mağduru müvekkillere, kendilerini arayan hasar danışmanlık şirketlerine itibar etmemeleri, vekâlet vermemeleri ve bu kişileri TBB’ye ihbar etmeleri tavsiye edilmelidir. Avukatlar, müvekkillerini 5684 sayılı Kanun’un Ek Madde 6’sı hakkında bilgilendirerek, doğrudan veya avukatları aracılığıyla alacak takibi yapmalarını sağlamalıdır.
ABAD kararı, tazminat hukukunda “zarar gören” kavramının dar yorumlanması gerektiğini, haksız fiil sorumluluğu ile sözleşme devri arasındaki farkın önemini vurgulamaktadır. Türk hukukunda da bu ayrımın, devir yasağının gerekçesi olarak kullanılabileceği açıktır. Karar, aynı zamanda sigorta hukukunda mağduriyetin önlenmesi amacıyla getirilen ulusal düzenlemelerin meşruiyetini de güçlendirmektedir.
Hukuk profesyonelleri, özellikle sigorta tahkim komisyonları, tüketici mahkemeleri ve idari yargıda bu kararı referans göstererek, devir sözleşmelerinin geçersizliği ve vekâletlerin fiili dolanma niteliği üzerinde durmalıdır. SEDDK’nın yapacağı yeni düzenlemelerin de bu çerçevede şekillenmesi beklenmektedir.
(Word count: 892)
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
Mersin Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği: Güncel Hukuki Çerçeve ve Avukatlar İçin Değerlendirme
Mersin Üniversitesi’nin 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 14 ve 44. maddelerine dayanılarak hazırlanan yeni Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliği, tezli-tezsiz yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programlarının usul ve esaslarını detaylı biçimde düzenlemektedir. Yönetmelik, kontenjan belirleme, bilimsel hazırlık, yatay geçiş, tez jürileri, intihal soruşturması ve süreler gibi kritik konuları içermekte olup, yükseköğretim hukuku uygulayıcıları açısından önemli değişiklikler ve standartlar getirmektedir.
775 Sayılı Gecekondu Kanunu’nun 18. Maddesinde Yeni Yıkım Rejimi ve Yargısal Denetim
Anayasa Mahkemesi’nin 22 Şubat 2024 tarihli E.2023/191, K.2024/58 sayılı kararıyla iptal edilen 775 sayılı Kanun’un 18. maddesi, 7534 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenmiştir. Yeni düzenleme, yıkım kararı alma zorunluluğu, tebligat usulleri ve 15 günlük bekleme süresi getirerek idari işlemleri yargısal denetime açmıştır.