7584 Sayılı Kanun ile 6831 Sayılı Orman Kanunu’na Eklenen EK MADDE 22’nin Detaylı İncelemesi
Lawantra
21.06.2026
11 Haziran 2026 tarihinde kabul edilen ve 20 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 14. maddesiyle 6831 sayılı Orman Kanunu’na eklenen EK MADDE 22, orman hukuku alanında köklü değişiklikler getirmiştir. Bu düzenleme, avukatlar ve hukuk profesyonelleri açısından hem mülkiyet hakkı hem de kamu yararı dengesi bakımından önemli hukuki sorunlar içermektedir.
I. Henüz Davası Açılmamış veya Devam Eden Taşınmazlar Yönünden Değerlendirme
EK MADDE 22’nin birinci fıkrası, 20.06.2026 tarihinden önce kesinleşmiş orman kadastrosuna göre kısmen veya tamamen devlet ormanı olarak sınırlandırılan, Hazine adına kayıtlı olmayan ve tapuda gerçek veya tüzel kişiler adına tescilli olan taşınmazları kapsamaktadır. Bu taşınmazlar için maliklerin veya davalıların idareye başvurusu ve Orman Genel Müdürlüğü’nün uygun görmesi halinde mevcut tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilmekte, orman şerhleri terkin edilmektedir.
Uygulamada şu sorunlar öne çıkmaktadır:
- İştirak halinde veya müşterek mülkiyette tüm maliklerin birlikte başvuru zorunluluğu belirsizdir.
- Başvurunun yapılacağı “idare” kavramı (Orman İşletme Şefliği, Bölge Müdürlüğü veya Kadastro Müdürlüğü) net değildir.
- İnceleme süresi için kanunda herhangi bir süre öngörülmemiştir.
Kanunun 5. fıkrası, başvuru üzerine orman idaresi veya Hazine tarafından dava açılmayacağını ve hak düşürücü sürelerin işlemeyeceğini hükme bağlamıştır. Bu düzenleme, tapu iptal ve tescil davalarını engellerken tazminat davalarını engellememektedir.
Davası devam eden taşınmazlar bakımından ise başvuru üzerine davalar bekletici mesele yapılmaktadır. Mahkemenin resen mi yoksa talep üzerine mi bekletici mesele kararı vereceği hususu kanun metninde açık değildir. Yargılama giderleri ve vekalet ücreti konusunda ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/3-990 E., 2017/954 K. sayılı kararı ve HMK m. 331 dikkate alındığında, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre karar verilmesi gerektiği açıktır. Kanunun bu konudaki düzenlemesi yerleşik içtihatlara aykırı görünmektedir.
II. Kesinleşmiş Ancak Henüz İnfaz Edilmemiş Kararlara Konu Taşınmazlar
İkinci fıkra, tapu iptaline karar verildiği halde henüz infaz edilmemiş taşınmazları düzenlemektedir. Ödeme yapılmamışsa veya yapılan ödemeler Hazine’ye iade edilmişse (rayiç bedelden az olmamak üzere) tapu kayıtları geçerli kabul edilmektedir.
Burada en kritik husus, Hazine’ye iade edilecek bedelin “güncel rayiç bedel”den az olamayacağı hükmüdür. 6292 sayılı Kanun ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nün 2014/1 sayılı Genelgesi’ne göre rayiç bedel tespiti yapılırken, mahkemece yıllar önce hükmedilen tazminat miktarlarının enflasyon nedeniyle erimesi, malikleri yüksek fark ödemek zorunda bırakabilmektedir. Bu durum mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale riski taşımaktadır.
III. Hazine Adına İnfaz Edilmiş veya Rızaen Terk Edilmiş Taşınmazların İadesi
Üçüncü fıkra, infaz edilmiş veya rızaen terk edilmiş taşınmazların, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde başvuru, ödeme yapılmamışsa veya iade edilmişse (rayiç bedelden az olmamak kaydıyla) eski maliklerine iade edileceğini düzenlemektedir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.
Dördüncü fıkra ise 3 hektardan küçük taşınmazlar ile yol, boşluk gibi alanların Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirilebileceğini hükme bağlamıştır. Beşinci fıkra, iade durumunda ecrimisil ve tazminat talep edilemeyeceğini belirtmektedir.
IV. Kapsam Dışı Taşınmazlar ve Anayasal Değerlendirme
Altıncı fıkra, 3573 sayılı Zeytincilik Kanunu, 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, 4785 sayılı Kanun, 3116 sayılı eski Orman Kanunu, 4342 sayılı Mera Kanunu, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu kapsamındaki taşınmazların bu düzenlemeden yararlanamayacağını saymaktadır.
Kanunun Anayasa’nın 169. maddesine (ormanların korunması, devredilemezliği, zamanaşımıyla kazanılamazlığı) aykırılığı iddiası, yasama sürecinde muhalefet şerhlerinde dile getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin 17.12.2002 tarih ve 2000/75 E., 2002/200 K. sayılı kararı, ormanların kamu yararı dışında kullanılamayacağını vurgulamaktadır. Bu düzenlemenin orman alanlarını daraltacağı, kesinleşmiş kadastro işlemlerini geriye yürüteceği ve hukuki güvenlik ilkesini zedeleyeceği eleştirileri yapılmaktadır.
Sonuç ve Avukatlara Öneriler
7584 sayılı Kanun’un 14. maddesi, orman kadastrosu ile devlet ormanı olarak tescil edilen taşınmazların mülkiyet uyuşmazlıklarını idari yolla çözmeyi amaçlamaktadır. Ancak düzenlemede belirsizlikler, rayiç bedel hesabı, yargılama giderleri, Anayasal sınırlar ve ekolojik denge gibi pek çok sorun barındırmaktadır.
Avukatlar, müvekkillerine danışmanlık verirken:
- Başvuru usulü, süresi ve yetkili idare konularında netlik sağlanması,
- Rayiç bedel farkının hakkaniyet ölçütlerine göre hesaplanması,
- Bekletici mesele kararlarının talep üzerine verilmesi,
- Yargılama giderleri ve vekalet ücreti taleplerinin haklılık durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamalıdır.
Bu düzenleme, mülkiyet hakkı ile çevrenin korunması arasında yeni bir denge arayışını temsil etmekte olup, uygulamada doğacak uyuşmazlıkların yakından takip edilmesi ve olası Anayasa Mahkemesi başvurularına hazırlıklı olunması gerekmektedir. Orman hukuku ve kadastro davalarında uzmanlaşmış avukatların, bu yeni hükümleri titizlikle analiz ederek müvekkil stratejilerini buna göre şekillendirmesi mesleki zorunluluktur.
Bu Makaleyi Paylaş
İlgili Haberler
İşçi Alacakları: İş Hukukunda Talep Edilebilecek Başlıca Alacak Kalemleri ve Hukuki Değerlendirme
İşçi alacaklarının türleri, doğum şartları, ispat yöntemleri, zamanaşımı süreleri ve arabuluculuk şartı detaylı olarak incelenerek avukatlara pratik bir rehber sunulmaktadır.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2022/3864 E., 2024/11879 K. sayılı ByLock Deliline İlişkin Bozma Kararı
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, silahlı terör örgütüne üye olma suçunda ByLock delilinin tek başına yeterli kabul edilemeyeceğini, savunma hakkının gereği olarak ek delillerin duruşmada tartışılması gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararını bozmuştur.